Saatleri Ayarlama Enstitüsü Penguin Classics’te

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün şu anda yeniden İngilizceye çevrilmekte olduğunu, yakında İngiltere’de Penguin Classics tarafından yayımlanacağını öğrendim. Harika! Bunun şerefine SAE’yle ilgili bir giriş yazıyorum.

Huzur da yakın zamanda çevrilip Amerikalı Archipelago yayınevi tarafından yayımlandı, hem de İngiltere’deki kitap zevki kıt memleketim Exeter’in kitapçılarında bile boy gösteriyor.  Tanpınar’a yurtdışında ilginin artmasında sanırım Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü’nü kazanmasından sonra Tanpınar’ı da etkilendiği yazarlar arasında sayması etkili oldu. Ne olursa olsun, bu romanın Penguin Classics gibi dünya kanonunu belirleyen bir diziden çıkması çok sevindirici. İngilizcesi çıkar çıkmaz onun da alıp okuyacağım. E, artık Penguin’den kitaba hakkını verecek ve YKY’yi filan da utandıracak zevkli bir kapak bekliyorum.

SAE’yi aşağı yukarı beş yıl önce okumuştum, ve şu ana kadar en keyifle okuduğum kitaplar arasında. Lisede Tanpınar’ı “muhafazakâr yazar” diye öğrenmiştik, o yüzden hocalarımızın tavsiye ettiği Huzur ve Beş Şehir’i okuyasım gelmemişti. Ama SAE’nin muhafazakârlıkla uzaktan yakından ilgisi olmadığını gördüm.

Roman esasen, kendini alavere dalavereyle dönen bir iş içinde bulmuş, iyi niyetli olsa da gidişata dur diyecek kadar iradeli olmayan, sağduyu sahibi bir adamın başından geçenleri anlatıyor. Gücünü Tanpınar’ın gözlem ve eleştiri yeteneğinden alan roman, dozu çok iyi ayarlanmış, artık pek de sık rastlamadığımız “yerli” bir mizah anlayışına sahip. (Tabii, 1960’larda CNBC-E’de Amerikan dizileri izleyemiyor Tanpınar.)

Romanın kahramanları Hayri İrdal, ailesi ve iş arkadaşları. Kahramanlardan biri de aile yadigârı ayaklı saat Mübarek! Mübarek’e bayılıyorum, birkaç yıl önce romanın tiyatro uyarlamasını izlemiştim; Mübarek’i sahnede göremeyince çok hayal kırıklığına uğradım. 😦

İşte Tanpınar’ın muhteşem benzetmeleri: İrdal’ın baldızı bir toplatında meclistekilere kendini göstermek için sabırsızlanıyor, “yarış atları gibi sabırsızlıkla eşiniyor,” başka bir otamda da herkes İrdal’ı övüyor, o ise bu iltifatlar arasında reçel kavanozuna düşmüş bir sinek gibi debeleniyor.

Romanda en sevdiğim bölüm ise, kitabın sonundaki yaklaşık 20 sayfalık ev partisi bölümü. İrdal’ın halasının evindeki davette İrdal’ın dostları ve yabancı misafirler; etli pilavlar ve havyarlı sandviçler yiyerek müzik ve dans eşliğinde eğlenir.  Bu bölümden, romanın ana temasını oluşturan toplum eleştirisini iyi temsil ettiğini düşündüğüm bir pasaj:

Halam, omuzunda siyah şalı, siyah kostümü içinde, göğsü dantelâlar içinde yarı dekolte, boyalı saçları, makyajlı yüzü, elmasları, incileri ile her zamankinden fevkalâde ve şaşırtıcı, bir eli bastonunda, öbürü sahte Mübarek’e takdim edilmek için ilerleyen misafirinde, evvelâ yeni gelenin adını söylüyor, sonra da “Mübarek, bizim aile saatimiz Mübarek” diye onu tanıtıyor ve hemen arkasından “Şimdilik bizde kalıyor…” filân gibi bir cümle söylüyordu.

Bir ara, çeyrek başı olacak galiba, saat vurmağa başladı. Sesi Mübarek’inkinden daha güzeldi. Fakat öyle bir gürültü koptu ki lâyıkıyla dinleyemedim. Filhakika kadranın üstündeki kapı açılmış ve Hamdi Bey’in tablolarında görülen ihtiyar derviş kılıklı bir adam dışarıya çıkarak “Hoş geldiniz” diye bağırmış, sonra derhal içeri girmişti. Halam hiç şaşırmadam:

–        Şeyh Ahmet Zamani Efendi… diye bu marifeti izah etti.

İşte o zaman sevinç, hayranlık, alkış, bir kıyamettir koptu.

İşin garibi saatimizi o kadar iyi tanıyan, günlerce ziyaret eden, sattığımı yakından bilen Doktor Ramiz’in Mübarek’teki bu değişiklik karşısında hayretiydi. Nihayet dayanamadı, beni bir köşeye çekti, gayet mahrem ve hakikaten endişeli bir sesle:

–        Kardeşim, dedi, bu gece ben Mübarek’i çok değişmiş gördüm. Nasıl diyeyim, fazla süslü gibi geldi bana!

Elimdeki viski kadehini ona tutuşturdum.

–        Doğru! diye cevap verdim. Para, refah, fazla kazanmak hırsı hepimiz gibi onu da değiştirdi.

–        Ama onunki biraz fazla! dedi. Eskiden daha sade eve güzeldi. Önüne geçemiyor musunuz?

–        Kabil değil! Hiçbir şey yapamıyoruz. Yapamayız da… Çok nasihat verdim, bir türlü dinlemiyor.

–        Herhâlde bir çaresini aramalı! Hiçbir şey yapmazsak bile o nişanı göğsünden çıkartmağa razı etmek lâzım!

–        İstersen sen dene. Bana Sultan Aziz Verdi diyor, başka bir şey demiyor. Halamı görmüyor musun? O yaştaki kadına yakışacak kıyafette mi? Bizim aile böyle! Yaşlandıkça azıyoruz. (s. 321)

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s