“Fikrimin İnce Gülü”

“Fikrimin İnce Gülü,” 1970’lerde Münih’teki BMW fabrikasında çalışan işçi Bayram’ın tatilde Batı Anadolu’daki memleketi Ballıhisar’a yaptığı araba yolculuğunu anlatıyor. Dişinden tırnağından artırarak para biriktirip bir sarı Mercedes almış Bayram, adı da Balkız. Öksüz yetim büyüdüğü için, biraz da yol yordam bilmediği için kendi köyünde itilip kakılan Bayram şimdi son model arabasıyla köy kahvesinin önünden geçerek herkese parmak ısırttıracağı anı hayal ediyor.Tabii yolculuk hem Almanya’daki işçi hayatıyla Bayram’ın geride bıraktığı köy hayatını birbirine bağlıyor, hem de Bayram’ın geçmişine ve iç dünyasına götürüyor bizi.

Adalet Ağaoğlu’nu övmek için başka ne denebilir ki? Kurgu, anlatı, üslup… her açıdan hayran bırakıyor okuyanı romanları. Ama “Fikrimin İnce Gülü”nde en çok etkilendiğim anlatıydı sanırım. Romanın çoğunluğu geçmişedönüşlerle anlatılıyor; yazar geçmişteki farklı zaman dilimlerini çok ustaca birbirine bağlamış. Bayram’ın hatıralarını belirli bir sıraya göre (genellikle yeniden eskiye doğru) okuyoruz, böylelikle, romanın başında kendimizi Bayram’la özdeşleştirirken, onu hayat mücadelesine 1-0 yenik başlamış bir zavallı olarak görürken, sonlara doğru kendisinin de zorlukla kabul ettiği hatalarını öğreniyoruz. Ballıhisar’a yaklaştıkça vicdan muhasebesi yoğunlaşıyor, ayrıca olayları başkalarının da bakış açısından görmeye başlıyoruz ve aslında yalnızca koşulların kurbanı olmadığını düşünüyoruz.

Bakış açısı (ve onunla birlikte anlatıcı) bir paragraftan öbürüne değişiyor. Bayram’ın paragrafları bilinç akışına dayanıyor çoğunlukla – tabii bazen de Balkız’la konuşuyor. Bayram yollarda arabayla bir hızlanıyor, bir yavaşlıyor, önüne çıkan kamyonları solluyor, karşı şeritten araç gelince freni köklüyor, seyrek de olsa mola veriyor. Anlatı hızı da Bayram’ın sürüşüyle birlikte yavaşlıyor, hızlanıyor. Saatlerdir direksiyon sallayan Bayram’ın yorgunluk başına vurdukça dengesiz, istikrarsız sürüşüyle birlikte düşünce çizgisi iyice karışıyor.

Sonlara doğru vicdan azabı iyice çöküyor. Memleketlisi İbrahim’e attığı kazık içini kemiriyor, köfte-piyazcıda siparişini beklerken, sonra yola çıkıp manzarayı seyrederken aklına geliyor hep İbrahim. Sonra bir de sevdiği Kezban var, onu da geride bırakmış. Kezban’ın Ankara’da kendisine Fikrimin İnce Gülü plağını hediye edişini sık sık hatırlıyor Bayram. Ama neden bu plağı hediye ettiğini, nasıl verdiğini ta romanın sonunda öğreniyoruz. Kezban’ı da elinden kaçırışını tabii.

Bayram ve diğer karakterlerin iç dünyalarını tüm çıplaklıklarıyla görüyoruz. Yazar karakterleri veya olayları kimin açısından anlatırsa anlatsın, bizi sıkmadan, ama kestirme yargılar da kullanmadan tasvir ediyor. Örneğin sağda solda parti posterleri gördükçe Bayram siyaseti pek iyi takip etmediğini, aklının böyle şeylere pek basmadığını fark ediyor:

“Bayram’ın kulağına değen her şeyin olup bittiği her yer, aydan da uzaktır. Aydan da bilinmez. Ay üstüne yine de geniş bilgisi var. Gökyüzünde önce yay gibi beliriyor, sonra her gece biraz daha dolarak tekerleşiyor. Yeniden küçüle küçüle yiten, önünde sonunda da yine çıkıp gelecek olan ve mutlak yine çıkıp gelen; onun belirip yitmesine göre hesaplar kurulan, bayramlar beklenen; hep günlere, saatlere, uykulara, uyanmalara çentikler atan; güneşten artakalan zamanın ibresini gösteren ay, beş-altı yaşlarının Bayram’ına, radyodan kulağına çalınan bir addan, her tür olaydan daha tanıdık, en yakın bildiktir. İsmet Paşa şöyleydi, Menderes böyle dense, anan şöyleydi senin, baban da böyle denmesiyle eşanlamlıdır bu. Bilmediği, tanımadığı daha nice yüze, nice şeye kafasında kendince bir biçim vermek zorunda. Onlara, kendince bir boya katmak, onları kendine göre susturmak, konuşturmak, devindirmek ya da durdurmak zorunda” (s. 69).

Sonra, Veli gece Bayram’ı düşünüyor: “Yatağında dönüp dururken Veli’nin kafasına üstüste Bayram’lar üşüşüyor. Veli, ille haklı çıkaracak bu Bayram’ları” (s. 187). Buradaki somutlaştırma bence çok etkili.

Çevirmen olarak daha çok Adalet Ağaoğlu okumamın dil kullanımımı geliştirmem açısından çok yararlı olacağına karar verdim. Ağaoğlu’nun anlatımı çok renkli; Türkçenin tüm imkanlarını kullanarak, ama yeni şımarık yazarlarımız gibi işin suyunu çıkarmadan yazıyor. Şu cümleler, Bayram’la askerlikteki komutanı arasında bir diyalogdan:

“[…] Komandolar üstten inecek. Biz alt baştan. Biz baskını tamam edenecek burdasın!”

“… hşüstüne çavuşum!” (s. 41).

Üslup, özellikle de kayıt düzgüsü çok iyi ayarlanmış, Bayram’ın çeşitli ruh hallerini yansıtıyor. Bu satırlar Bayram’la araba vapurunda tanıştığı genç bayan arasındaki diyalogdan:

“’Ben sizin eğlenceniz değilim…’

‘Teessüf ederim, aşkolsun. Eğlence arasam İstanbul’da arardım, değil mi?’

[…]

‘Cevap vermediniz fakat?..’

‘Ne cevabı?’

[…]

‘Sizi üzdüm mü yoksa genç bayan? Küstünüz mü yoksa?..’

‘Allah Allah! Kırk yıllık tanışık mıyız da küseceğim?’

Küpelerini sallayıverişini seveyim. Hemen yanaşsaydı bana, kanım böyle kaynamazdı doğrusu. Namuslu kız. Ben de yol yordam bilmem yaa. Doğru. Önden şahsımı bildirmeliydim. Ben şuyum, diyeceksin. Yoksa, nerden anlasın kızcağız, serkeş misin, esrarkeş mi? İt misin, kopuk musun, anarşist misin? Aklına bin türlü şey gelir tabii. Kimse kimseye ha deyince güvenemiyor ki artık” (s. 149).

Şu bölümle karşılaştıralım bunu:

“Sen burda selsümlük otur dur da karanlığın ne olduğunu o zaman gör! Kalk, toparlan. Kancıklar gibi siğlim siğlim ağlamayla neyi düzelteceksin, sersem? Kalk, silkin. Bu boku nasıl kaldırıp çekeceksen çek yola. Artık dönüş yok. Artık, Sivrihisar’ın burnunun dibinde, arabanla sen, ekin tarlasına otlamaya çıkmış inekler gibi yayılıp duramazsın. Seni böyle görmeleri, seni Ballıhisar’da yaralı bereli, Balkız’ı da ezik büzük görmelerinden bin beter. Kahvede keh keh keh, iyice gülüşürler artık: Bizim İncegül Bayram var ya? Hani şu deloğlan canım? O var ya, bildiniz mi? En sonunda bi taksi edinmiş Alamanya’larda; onu da ekin tarlasına tohumlamış… Keh keh keh… Aklına taktıysa, artık başında bekler bu yıl, bir taksi bin taksi olsun, yeşerip yeşerip fırlasın topraktan deyi, bildiniz mi? Keh keh keh… Beklesin. Taksi tohumu bu yıl bire otuz verecek kardaşlar, hah hah ha haay… Ülen bu Bayram yok mu, bu fikrini tuzladığımın, valla bize eyi eğlence bee… Gidin görün nasıl tüneyip durmakta ekin tarlasının kıyısında…” (s. 229).

Bazen Ağaoğlu’nun sıra dışı kullanımları metni takip etmeyi zorlaştırıyor. Ör: “Bayram, deneysizliğinden her şeyi nasıl önemsize aldıysa, yine deneysizliğinden iki metre ötedeki Mercedes’ine artık hiç kavuşamayacağını sanıyordu” (s. 32). Daha ileride, Bayram’ın Marmara sahilinde önünden geçtiği yazlıkçı sitelerini anlatan 23 satırlık baş döndürücü bir cümle var. Sanki izlenimci bir tablo gibi, bu hayattan rastgele görüntüler, sesler bu cümleye fırlatılmış. Çok yenilikçi, ama bir o kadar da anlaması zor: “Derken bir Fırat Sitesi, bir Sadabad Blokları, bir Deutsche Camping, bir Hakan Sitesi, Motel Marin, Ocak Motel, Dilek Deniz Sitesi, Kumyalı, Site Gonca; bir Özcan Pastanesi, bir Huzur Gıda Pazarı, bir Mavi Marmara Lokantası; Marmara’nın maviliğini iyice örtecek olan bu toplu konut antlaşması; bir gazinodan yükselen ‘O ağacın altını şimdi anıyor musun’a bir pencereden uzanan Vivaldi’nin eşlik etmeye çabaladığı, bir pastaneden fışkıran ‘Çilli Çilli’yle bir yolcu otobüsünden dökülen ‘Araya hasretlik girdi / Hazin hazin ağaçlar gönül’ türküsünün çarpıştığı; bir çardağın altında dinlenen işçi ailenin teybindeki ‘Bir başkadır benim memleketim’e kumlardan bir ‘Delisin, delisin, delisin’in eşlik ettiği; bütün o pencerelerden, yol ağızlarından, kapı önlerinden, balkon demirleri arasından bir ‘Bye bye’ın, bir ‘Merhaba’nın, bir ‘Hi’ın, bir ‘Günaydın’ın, bir ‘Afiyettesiniz inşallah’ın, bir ‘canım’ın, bir ‘eşşoğlueşşek’in, bir ‘çav’ın, bir ‘sağol’un, bir ‘defol’un, bir ‘Hello’nun, bir ‘Şükür Allah’ın, bir ‘Bonjur şekerim’ın, bir ‘Şerifler hayır olsun’un, bir ‘Teşekkürler’in, bir ‘Thanks’lerin ve ‘Merci’lerin hep bir arada kucaklaşıp tokalaştığı, sarılıp dağıldığı, sonra yeniden kucak kucağa geldiği; en bakımlı gövdelerin, yamaçlardaki sığır güdücülerine iyice yakın durduğu bir ‘toplu konut’ birlikteliği.”

Okuma süreci hem çok keyifli hem de öğreticiydi benim için. Yoğunluğum yüzünden bitirmem birkaç ay sürse de iyi ki azmedip bitirmişim.

Adalet Ağaoğlu, “Fikrimin İnce Gülü,” İş-Kültür.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s