Elif Şafak ve Edebiyatın Pazarlanması

Elif Şafak’ın en son Baba ve Piç‘ini okudum (pek de etkilenmedim). Siyah Süt‘ten sonra yazdığı hiçbir kitabını da okumayı düşünmüyorum.

Orhan Pamuk, hafızam beni yanıltmıyorsa, kitaplarını tanıtmak için pazarlama tekniklerini açıktan açığa ve etkili biçimde kullanan ilk yazarımız: Ben ilk defa Orhan Pamuk kitapları için billboard’lara reklam verildiğini gördüm bu ülkede. Bu durum, yazarlık kariyerinin başından beri tüm vaktini ve enerjisini yazmaya adamış ilk yazarımız olmasından (yani gelir için ek iş yapmamasından) kaynaklanıyor olabilir. Orhan Pamuk Nobel’i kazandıktan sonra bir süre röportajlar verdi, televizyonlara çıktı, sonra da Amerikalı gençlere roman yazmayı öğretmeye ABD’ye gitti – bence bir bakıma da iyi oldu.

Elif Şafak bu pazarlama olayını bir adım ileriye götürdü. Çeşitli gazete ve dergilere köşe yazıları yazması, sık sık televizyona çıkıp toplumsal konularda öğretici konuşmalar yapması vs. daha “popüler” – yani okura dönük – bir yazar olmayı hedeflediğini gösteriyor. Ama kitaplarının dikkat çekmesi için kullandığı stratejiler uzun vadede kendisine zarar verecek gibime geliyor.

Bugün Evrensel gazetesinin İnternet sitesinde Nuray Sancar’ın Elif Şafak’ın son kitabı İskender‘le ilgili yazısını okudum. Elif Şafak’ın kitabımı tanıtacağım diye yazarla metin arasındaki mahrem ilişkiyi bozduğunu söylüyor:

Elif Şafak’ın sorunu şu: Bir kitabı yayınlandığında kanal kanal dolaşarak ne yazdığını anlatma ihtiyacı duyuyor ve böylece okurun edebiyat eseriyle kurduğu/ kurmak istediği mahrem ilişkiyi hem de o kitabın yazarı olarak parçalıyor, o ilişkiyi kurulamaz hale getiriyor. Defalarca tekrarlanan içerik, pembe dizilerinki gibi kabak tadı veriyor eninde sonunda. Edebiyat dünyası genellikle bundan hoşlanmaz ama yazar da anlaşılan o ki okuruna “pembe dizi seyircisisin sen, seyirci olarak kal” modunda. Bunu eleştirene de seçkinci deyip geçiyor.

[…]

Ayrıca Elif Şafak sadece dakika başı kitabını anlatmakla yetinmedi. Okurunun hayal gücünü de köreltecek biçimde kahramanını kendisi olarak resmetti kitabının kapağında. İskender, erkek olduğunda çirkinleşmiş, pantolonlu Elif Şafak olarak zuhur etti okurun önünde. Kitaba elini sürmemişse bile billboardlardaki bu tuhaf İskender’le karşılaştı o okur. İçeriği çok tekrarlanmış, böylece merakı köreltilmiş okura İskender’in nasıl bir şey olduğunu hayal etme ayrıcalığını bile bırakmadı yazar. Oysa bu o kadar konforlu bir okur-metin ilişkisi değildir. Tersine rahatsız eder, huzur kaçırtır. 

Bu kapak meselesine de katılıyorum. Ben yazarın kendi fotoğrafının bile basılmasına karşıyım kapakta, hele bir de kitap karakteri kılığına girmiş yazar, Iser’in dediği gibi okurun failliğini elinden alıyor, okura pasif bir rol bırakıyor (1980: 139).

Wolfgang Iser (1980) The Act of Reading: A Theory of Aesthetic Response, Johns Hopkins University Press.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Elif Şafak ve Edebiyatın Pazarlanması

  1. Burcu Aksu dedi ki:

    Ben de kitap kapağını görünce irkildim ve irkilmeye de devam ediyorum her gördüğüm yerde. Yukarıdaki fikirlere de tamamen katılıyorum. Yazarın kendini bir marka gibi bu kadar ifşa etmesi ve fiziksel olarak bu kadar göz önünde olması hiç de hoş değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s