Bir Ses Böler Geceyi

Bir Ses Böler Geceyi; hem konusu, hem de işlenişi bakımından sıradışı bir gerilim romanı. Kahramanı 12 Eylül’den sonra hapis yatmış bir eski solcu; orta yaşlarında bir öğretim üyesi. Tokat yakınlarında bir trafik kazası geçiriyor bir akşam vakti, arabasından çıktığında ilk fark ettiği şey, duvarına çarptığı mezarlığın dışında açık bir mezar oluyor. Bu noktadan sonra garip olaylar birbirini takip ediyor: Yürüyerek en yakındaki köye ulaşıyor, ama köy kahvesini bir türlü bulamıyor, sonra evlere bakıyor, kimse evinde değil. Nihayet meydanın az gerisinde bir cemevinde toplanmış olduğunu anlıyor ahalinin, kendisi de buğulu camlardan içerideki görgü törenini seyretmeye koyuluyor.

Törende, köy halkından İsmayil adında bir gencin ailesi, oğullarının dualanmadan, törensiz gömülmesi karşısında kırgınlıklarını dile getiriyor ve yapılan yanlışın düzeltilmesini istiyor. İsmayil’in tabutunun omuzlar üstünde cemevinin ortasına getirilmesi de gerilimi artırıyor. Babası, eşi, en yakın arkadaşı ve annesinin anlattıklarına göre, İsmayil din meselelerine kafa yormaktan toplumdan uzaklaşmış, yalnızlaşmış ve kimseye tam olarak anlatamadığı derdi yüzüden kendini öldürmüş. İsmayil’in hikâyesi anlatıldıkça kahramanımız da kendi geçmişinden olayları hatırlıyor, kendi yakınlarıyla ilişkilerini gözden geçiriyor. Böylece kitabın sonuna kadar bir bölüm kahramanın geçmişine, bir bölüm İsmayil’in hayatına ayrılıyor. Biz İsmayil yanlış anlaşılmış bir ermiş mi, yoksa kibirli ve saygısız bir meczup mu, onun muhakemesini yapaduralım, gece kafaları karıştıran mistik olaylarla son buluyor.

Bu roman, Alevi inanışıyla ilgili okuduğum ilk edebiyat eseri. Yıllar önce televizyonda Ahmet Ümit’in Yekta Kopan’la bir röportajını izlemiştim. “Alevilikle ilgili bir roman yazdım, bana ‘Alevi misiniz?’ diye sordular” demişti. Ben de içimden “Vay anasını, demek ki olabildiğince gerçekçi yansıtmış bu kültürü” demiştim. Sonra geçenlerde Ahmet Ümit’in bir romanının sinemaya uyarlanmakta olduğunu okudum, gittim aldım kitabı. Meğerse Alevilikle ilgili olanmış… Alevi köylülerin diyalogları bana oldukça gerçekçi geldi, nasıl araştırma yaptı merak ediyorum.

Bence ilginç bir film olur. Doğaüstü güçlere yer verilen, hatta benim çok etkileyici bulduğum bir büyü bozma sahnesiyle başlayan Yumurta (Semih Kaplanoğlu) filmini çok beğenmiştim, bu filmden de öyle mistik bir hava bekliyorum.

Kitapta okuru ikircikte bırakan ahlaki ikilem, İsmayil’in mi yoksa Dede’yle Bektaş Sofu’nun mu haklı olduğu sorusu. İki taraf da kendine göre hakikati arıyor, öbürlerinin yaptığını yoldan çıkmışlık olarak değerlendiriyor. Örneğin İsmayil kendini peygamberle, Hz. Ali’yle bir tutmakla suçlanıyor. Ama İsmayil sıradışı inanışlara kapılmışsa, genç olduğu için birtakım hatalar yapmış olsa da yazar Dede’yle Sofu Bektaş’ın da kurumsal dinin kendilerine verdiği gücü kısmen istismar ettiğini ima ediyor. Görgü töreninin, hakkı kalanların hakkını araması gibi görünüşte oldukça demokratik bir işlevi varken Dede’yle Sofu Bektaş hoşlarına gitmeyen şeyler söylendiğinde birden otorite kesiliyor, aba altından sopa gösteriyor. Sonra, mesela İsmayil’in aklına yatmayan bir nokta, dünya işlerinden elini eteğini çekmesi gereken Dede’nin kasabada bakkal dükkanı işletiyor olması… Romanın sonuna kadar bu ikilem çok dengeli bir biçimde idare ediliyor, sonuçta benim vardığım kararsa kimsenin tek yönlü değerlendirilemeyeceği, kimsenin mutlak “iyi” veya “kötü” olmadığı.

Ayrıca herkesin aradığı bu “hakikat” nedir, diye kendime sormadan da edemedim. Hakikatin ne olduğunu nereden bileceğiz? Bulduğumuzu nereden anlayacağız? Başkalarının inanmadığı hakikat, hakikat midir?

Romanda sık gündeme gelen konulardan biri de baba-oğul ilişkisi. Kitabın en sevdiğim bölümü, karakoldan kurtuluşu anlatan Altıncı Bölüm. Kahramanımız, polis tarafından mimlendiği için tanımadığı birinin kimliğiyle kaçak yaşarken bir gün bindiği vapurda arama yapılıyor ve karakola götürülüyor. Elindeki kimliği inandırıcı bulmayan polis beyan ettiği adrese gidilip bir aile üyesinin getirilmesini, bu kişinin kendisini teşhis etmesini istiyor. Kahramanımız tam yakayı ele verdiğini düşünürken polis memurunun getirdiği yabancı adam onun babasıymış gibi yapıp onu işkenceden kurtarıyor. Meğerse gelen adamın oğlu da sol görüşlüymüş ve beş yıl önce kim vurduya gitmiş; adam da iyi niyetinden bu oğlu yaşlarındaki genç adamı kurtarmaya karar vermiş. Babanın o birkaç saat içinde hissettiklerini anlatan bölüm:

[Polis memuru] “Oğlunuz yanına kimliğini almayı unutmuş. Gelip onu teslim almanız gerekiyor” dedi. Adam öyle rahat konuşuyordu ki, bir an Mehmet hiç ölmemiş gibi geldi bana. Sanki o hiç vurulmamış, götürüp onu Maltepe’deki mezarlığa vermemişiz, aradan beş yıl geçmemiş de ben gidip, oğlumu Azrail’in elinden alıp eve getirecekmişim gibi. Eğer oğlumu toprağa verirken son bir kez açıp yüzüne bakmamış olsam, belki de, “Ölen oğlum değil, başka biriydi” diyeceğim. Tövbe tövbe, yoksa Allah bir yanlışlığı mı düzeltiyordu. “Hemen geliyorum” dedim.

[…]

Polis otosunda gelirken, Birinci Şube’de neyle karşılaşacağımı düşünüyordum. Oğlumun yüzünü gözlerimin önüne getirmeye çalışıyordum. Hep çocukluğu canlanıyordu gözlerimin önünde. Öldüğü çağlardaki yüzünü, bakışını, duruşunu bir türlü anımsayamıyordum. Zamanın sevgiyi nasıl tahrip ettiğini bir kez daha anlıyordum. Ama eğer oğlum oradaysa elbette tanırdım. Senin ürkek yüzünü görür görmez oğlum olmadığını anladım tabii. Büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Ne kadar saçma da olsa, oğlumun yaşadığını, birden onu karşımda göreceğimi umut etmek güzeldi. Önce sana kızdım, oğlum olmadığını söylemek geldi içimden. O an benden yardım dileyen, korku dolu gözlerini gördüm. Kendimi toparladım. Sen oğlum değildin ama onun gibi biriydin (66-67).  

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Bir Ses Böler Geceyi

  1. incedusunceler dedi ki:

    Konuyla ilgili ilk örnekler olarak Yusuf Ziya Bahadınlı’nın “Güllüceli Kazım”, Lütfü Kaleli’nin “Görgü” romanlarını öneririm.

  2. Teşekkür ederim, bu yazarların hiçbir metnini okumamıştım şimdiye kadar!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s