Eski Dostum Kertenkele

Şebnem İşigüzel’in ilk romanı, bir büyük şehirde dar gelirli bir ailenin oğlu Kertenkele’nin öyküsünü anlatıyor. Fabrikada işçi olarak çalışmamak için, kısayoldan para kazanmak için en yakın arkadaşı Başparmak’la bir soygun yapıyorlar ve en başından beri başına gelmesini istemediği her şey başına geliyor. Anlatımı çok hoşuma gitti romanın (kısa roman da denebilir, 123 sayfa). Dünyanın adaletsizliğine isyan eden sorunlu bir ergenin dünyası çok iyi yaratılmış; argo kullanımı, küfürler, grotesk unsurlar tam yerinde. Kitap soygunun hemen sonrasının anlatılmasıyla başlıyor, Kertenkele polisten kaçışını “Tavşan kaç, tavşan kaç… Tavşan kaç, tazı tut” söyleriyle özetliyor, daha sonraki sayfalarda kendisini masum bir tavşan olarak görüyor, polis memurlarından da “tazı beyler” diye söz ediyor. Başkahramanın hayatı Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerinde tefrika edilen gençlerinkine benziyor, sadece cinselliğe vurgu o kadar yok. (Romanda var cinsellik, hayat kadınları var, ama tasvir yok). Bir tek bununla uyuşmayan bir kitap, kütüphane sevgisi var çocukta, tarihe de merak duyuyor, ben düzenli bir işe giremeyecek kadar üşengeç bir gencin düzenliliğin vücut bulmuş hali olan kütüphanelerden hoşlanmasını pek anlayamadım. Aynı kütüphaneye gidiyor hep, kısmen kütüphaneci kızı görmek için, ama olsun bence… Osmanlı minyatürcüsü Matrakçı Nasuh’tan, Bizans döneminde İstanbul’un altındaki dehlizlerden söz ediyor; sanki Penguen dergisinin sayfalarına Kara Kitap’tan paragraflar karışıyormuş gibi hissettim. Gerçi Matrakçı Nasuh sonra başka bir karaktere bağlanıyor, ayrıca kitap okumanın kendisinde biraz eğreti durduğunun Kertenkele de farkında:

“‘Bunlar bir kitapta yazıyor,’ diye sevinerek bağırıyorum. ‘Nereden biliyorsun?’ diye soruyor Başparmak. Mutlu oluyorum. İyi ki ‘Sen kitap mı okuyorsun?’ diye sormadı” (71).

Diğer aile üyelerinin hayat karşısında hissettiği hayal kırıklığı da belirgin. Duygulardan filan bahsedemeyecek kadar pragmatik görünen annesinin şu sözleri dokunaklı gelmişti bana:

“’Neden bana hiç anne demiyorsun, oğlum? Neden şimdi ne hayal ediyorsun anne, demiyorsun?’ Annem, yeşil tarağı saçlarına daha hızlı vurarak devam etti: ‘Başka bir insan olmayı hayal ediyorum. Günah işliyorum. Alınyazımda olmayan şeyleri düşünüyorum. Kendimi yeniden dünyaya getiriyorum. Aynı tende aynı vücutta. Sonra benim için yazılmış olanı değiştiriyorum. Allah beni affetsin” (64).

Çok özgün bir roman bence Eski Dostum Kertenkele. Bir tek sonu biraz aceleye getirilmiş gibime geldi ama onun dışında her şeyini çok sevdim. Kesinlike başka kitaplarını da okumak istiyorum Şebnem İşigüzel’in. Kitap Fuarı’nda Kirpiklerimin Gölgesine bakmıştım, ama konusu ilgimi çekmedi. Sonra eve gelince kitaplığımda duran kitaplardan birinin kapağına benzediğini fark ettim:

        

İkisinin de başkahramanı küçük bir kız olduğu için heralde; Kirpiklerimin Gölgesi’nin kahramanı 11, The Little Friend’in kahramanı 12 yaşında. Konuları da biraz benziyor aslında, arka kapak yazılarını yapıştırıyorum buraya:

“Şebnem İşigüzel, Kirpiklerimin Gölgesi’nde, henüz on bir yaşında bir kız çocuğunun yaşadığı akıl almaz olayları anlatıyor. Herkesin bildiği, ama kimsenin görmek istemediği bir trajedinin üzerindeki perdeyi kaldırıyor ve bir dil ustalığıyla, kolay kolay cesaret edilemeyecek bir yüreklilikle hepimizin tanıdığı bu kız çocuğuna ses veriyor. Hayatta bazen kirpiklerinizin gölgesinden başka sığınacak yeriniz kalmaz. Herkes kötülük yapar size. Bu böyle olmasına rağmen, orman, ağaçlar, sular, kuşlar, gökyüzü ne kadar güzeldi. ‘Sence hayatın en güzel yanı neresi?’ diye sorarsanız bana, ‘Hepsi,’ derdim size. Mutlu olmaya dair bir umudum var benim. Avlanan ceylanlar son ana kadar yaralı gövdeleriyle doğrulup koşup kaçmak, avcının elinden kurtulmak isterler. Yaparlar da bunu. Yaraları ne kadar ölümcül ve derin olursa olsun. Vurulup düştükleri yerden kalkıp kaçarlar. Öleceklerini anladıkları zaman gözyaşı döken bu hayvanların ölüme direnişine şaşarsınız.  Yaşadığım şu hayatta, kirpiklerimin gölgesi kadar bir yerde bile hayat kalmadı bana. Bunları düşündüm ve sonra geri dönüp o fena şeyi yaptım. Annemi öldürdüm.” (İletişim İnternet sitesinden)

“Twelve-year-old Harriet is doing her best to grow up, which is not easy as her mother is permanently on medication, her father has silently moved to another city, and her serene sister rarely notices anything. All of them are still suffering from the shocking and mysterious death of her brother Robin twelve years earlier, and it seems to Harriet that the family may never recover. So, inspired by Captain Scott, Houdini, and Robert Louis Stevenson, she sets out with her only friend Hely to find Robin’s murderer and punish him. But what starts out as a child’s game soon becomes a dark and dangerous journey into the menacing underworld of a small Mississippi town.” (Bloomsbury İnternet sitesinden)

Şimdi hatırladım neden bu kitabı almadığımı, Şebnem İşigüzel’in diğer kitaplarını deneyeceğim.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s