Lüküs Hayat & Lunapark Kapandı

Dün akşam Açıkhava’da Lüküs Hayat‘ı izledim. İlk defa böyle bir şeyden haberim oluyor, Harbiye’de Şehir Tiyatroları oyunları oynanıyor muydu eskiden? Yine söylüyorum, 9 liraya (öğrenci bileti) Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda bir temsil seyretmek büyük nimet, bu imkânın elimizden alınacak olması da çok moral bozucu. Exeter’de tiyatroya gittiğimde biletler öğrenci bütçesini aştığı için izleyicilerin genellikle 40 yaş üstü olduğunu fark ediyordum. Tabii özelleştirmeyle ilgili tek derdimiz bilet fiyatı olsa…

Uzaktan oyuncuların yüzleri zor seçiliyordu, mikrofonda arıza vardı, hava çok soğuktu (oyun üç perdeydi donduk) ama yine de çok keyifliydi. Zihni Göktay çok enerjikti, tiyatronun özelleştirilmesi konusunda çok dolmuş içi, sık sık göndermeler yaptı, AKP’ye laf çarptı. Pazartesi günü de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz‘ı seydereceğim, böylece bu yıl tiyatro sezonunu kapatıyorum sanırım. En sevdiğim oyunlar yine de Şark Dişçisi‘yle İstanbul Efendisi, ikisi de Engin Alkan oyunu. İstanbul Efendisi‘ndeki şarkıları konservatuar mezunu sanatçılar söylüyordu, müzikal oyunun tam hakkını vermişlerdi. Esnafın falakaya çekildiği sahneye bayılmıştım özellikle, Çağlar Çorumlu da çok güldürmüştü.

Bu aralar çok huysuz bir okuyucuyum, Kolera Günleri’nde Aşk‘ı da bıraktım. (Belki bir gün dönerim). Şimdi Mario Levi’nin Lunapak Kapandı romanına başladım. Kesinlikle daha çok uyuyor şu sıralar ruh halime. Sadece 50 sayfasını okudum, iyi gidiyor; çok akıcı. Okurken Kumral Ada Mavi Tuna geldi aklıma arada; benzerlikler var. Lunapark Kapandı‘da bir kadının saçları “bal rengi” olarak tasvir ediliyor, Kumral Ada Mavi Tuna‘da da Ada’nın gözleri bal rengiydi sanırım. Kumral Ada Mavi Tuna‘da Ada’yla Aras sık sık Baylan Pastanesi’ne gidiyorlardı, Lunapark Kapandı‘da anlatıcıyla İnci, İnci Pastanesi’ne gidiyorlar. Lunapark Kapandı‘da anlatıcı Edebiyat mezunu, Tuna da edebiyat öğretmeniydi yanlış hatırlamıyorsam. Ama Kumral Ada Mavi Tuna‘da bir ilk gençlik masumiyeti fışkırıyordu sayfalardan, Lunapark Kapandı‘nın başkahramanı zengin ve çapkın bir reklamcı. Yine de duygularını samimi bir şekilde paylaştığı için mazur görebiliyoruz kendisini…

Mario Levi’yi Kadıköy’de bir sahafta görmüştüm bir kere… Nedense şimdi bu romanın kahramanının da kendisi olduğunu hayal etmeden edemiyorum. Romandaki üslubu;  hoşsohbet birinin hayat hikâyesini dinliyormuş etkisi bırakıyor. Kendisini (belki 40 yaşındaki halini) dinliyormuşum gibi hissediyorum…

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s