Can Kırıkları

Karin Karakaşlı’ının Can Kırıkları’ndaki öyküler, insanın kalbine dokunuyor. Özellikle baştaki ve sondaki ikisi – okurken gözlerim doldu. “Garine” ve “Sonrasız”, Fethiye Çetin’in Anneannem’ini hatırlattı, (köprü sahnesinde yüreğim ağzıma geldi) ama sanırım yazarın yapmak istediği acının, hasretin evrensel oluşunu vurgulamak. Böyle diyorum ama, hüzün kadar mutluluk, ümit, sevgi gibi olumlu duygular da yoğun bir şekilde hissediliyor. En sevdiğim kısmı Türkiye’de gece kulüplerinde hayatını kazanmaya çalışan genç bir Rus kadının anneannesinin kendisine hediye ettiği çocuk kitabını yanından ayırmaması (“Masal Dünya”):

“Bir de sırt çantam var, içinden Andersen’in masallar kitabını çıkarıp rasgele bir sayfa açıyorum. Bir çeşit kitap falı bu benim yaptığım. […] Bu kitabı bana anneannem hediye etmişti. Çocukluğumdan beri her satırını ezberledim. Yine de bakmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Zamanla bir çeşit uğura dönüştü. Çantamdan çıkarmaz oldum. Canım sıkıldıkça elime alıp rasgele bir sayfasını açıyor, okuduğum satırlardan kendime günlük bir ders çıkarıyorum” (61-62). Bu cümleden sonra Kibritçi Kız’ın son paragraflarından biri geliyor – benim en hüzünlü bulduğum öykülerden biri.

Kitapta birbiriyle bağlantılı iki öykü çifti var; bu çiftlerin ortak birer karakteri var. Genel olarak kitabın iç düzeni oldukça sıkı. 1864-1943 yılları arasında yaşayan Fransız heykeltıraş Camille Claudel’i anlatan “Rüzgâra Karşı”yı okurken, geçen kış seyrettiğim Paris’te Gece Yarısı filmini hatırladım: ikisinde de geçmişte yaşamış sanatçıların hayatına yolculuk var. “Rüzgâra Karşı”yla parallelikler taşıyan “Sabır Taşı”, ayrıntılarının, anlatımının gerçekliğiyle sanki gerçek hayattan alınmış gibi, ama hesabıma göre 1947’de geçiyor olması lazım – belki de bazı ayrıntılar birilerinin anılarına dayanıyordur (karakterler gerçek, şimdi baktım, hikâye edilen olaylar da gerçekmiş). Bir röportajında Karakaşlı, öyküye konu olan Mari Gerekmezyan için “hikâyesi bile yazılmamış bir Camille Claudel” ifadesini kullanıyor. Yazarın dili çok zengin; benzetmeleri, sıfatları büyük bir cömertlikle bir araya getiriyor, isimlerden fiil, fiillerden isim yapıyor sürekli. Şu paragraf bence yazarın üslubunu güzel örnekliyor:

“Hayatımın, esprisini hiç anlamadığım ve o nedenle de hiç gülemediğim bir karikatüre dönüştüğü o gün, havada hiç rüzgar yoktu. Boğulacak gibi oluyordum. Sudan çıkarılmış balıkların çaresiz nefes alışlarını andırıyordu, içime bir yudum hava çekme çabalarım. Alnımda boncuk boncuk sıkıntı teri birikmişti” (79).

Karin Karakaşlı Başka Dillerin Şarkısı adlı kitabıyla Yaşar Nabi Nayır Ödülü’ünü almış, ama bence bu da mükemmel bir öykü seçkisi. Füruzan’ın Parasız Yatılı’sını okuyup da beğenenlere öneririm. Bir de öyküler oldukça sürükleyici ve nispeten kısa olduğu için bu sıralar okumakta zorlananlara iyi gelebilir.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Can Kırıkları

  1. Geri bildirim: Mari’nin Muhteşem Dönüşü | Duygu'nun Kitaplığı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s