Gölgesizler

Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler’ini okumaya başladım. İyi gidiyor, köyde geçen roman okumuyordum ne zamandır. (Memleketimin dağlarını özlediğimi fark ettim.) Kitabın arka kapağında Frankfurter Allgemeine Zeitung’dan bir alıntı var; önce Türkçe yazılmış bir kitabın Türk okurlara tanıtımında bir Alman gazetesine gönderme yapılmış olması garip geliyor insana ama bence çok güzel bir övgü: “Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.” Amazon.de’de sadece bu kitabın çevirisini görüyorum, gerçi İngilizceye hiç çevrilmedi sanırım Toptaş. (Belki LBF 2013’ten sonra?)

Daha konuya tam hâkim olamadım ama anlatım, üslup hoşuma gitti. Birkaç örnek:

“Muhtar, bin yıllık muhtar gibi her şeyi ölçüp biçerek, sabırla dinlemişti onu. Bir yandan da peş peşe ateşlediği sigaraların dumanına boğulmuştu. Mezara girmekten başka kaybolma yolu bilmeyen şu köylülerden birinin, kendi kendini ortalıktan sileceğine inanamıyordu. Hiç kuşkusuz Cıngıl Nuri bir yere takılıp kalmıştı, belki bir içki âlemindeydi, sızmıştı, az sonra değilse de öğleye doğru gelir, dükkânını açıp köylüleri tıraş etmeye başlardı. Gene de muhtar o gün, Nuri’yi kartal çığlıklarıyla çınlayan kayalıkların arkasında ya da sapsarı bir ağıt hüznüyle genişleyen ovanın öteki ucunda görebilecekmiş gibi dama çıkıp tezek yığınlarının arasında gezinmiş, aşağıya indiğinde hiç gereği yokken dananın alnını okşamış ve Cıngıl Nuri’nin karısına doğru yürürken, kendisi Nuri olsa ve ruhu bir iğne deliği kadar daralsaydı şu üç çocuklu kadını bırakıp nereye gideceğini düşünmüştü” (14-15).

“Şafak sökerken, sabah ezanından kopmuş heceler gibi yavaş yavaş dağılmıştı toplananlar; alacakaranlık sokakları geçip evlerine varmış ve kuş uykusuna yatmışlardı. Kuşluk vakti uyanmışlardı tabii; birer bardak dağ çayını ya içmiş ya içmemişler, heybelerine birkaç ekmek, peynir ve don koyarak Nuri’yi aramaya çıkmışlardı” (23).

“Köyden hayalet hızıyla gelip geçen çerçi, yüzlerden bu hazırlığın ipuçlarını toplamıştı belki; şimdi dağların ardında bir yere oturmuş, topladığı yüzleri yazıyordu kâğıtlara. İşte diyordu halleri, işte gözleri, işte susuşları, sonra bakışları, evleri, köy meydanındaki çınarları, çınarın dibindeki muhtarları, işte bakkal Rıza, onun yanında Cennet’in oğlu, az ötede Reşit…” (30).

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s