Gölgesizler II & Tokyo

Gölgesizler’i dün bitirdim. Gerçekten ilginç bir roman: var olmak/yok olmak gibi soyut, kıta Avrupası felsefesini çağrıştıran kavramlar üzerine kurulu olay örgüsü, ama Anadolu köyünde geçiyor – hiç de eğreti durmadan. Anlatımı sade, ama oldukça özgün benzetmeler var, halk diline ters düşmüyor, hatta diyaloglarda Anadolu deyişleri var. (Kendi memleketimin deyişi sandığım “gözünü belertmek” sık kullanılıyor – hoşuma gitti 🙂 ) Hasan Ali Toptaş’ın başarısı da böyle varoluşsal konuları Anadolu ortamıyla birleştirmesi anladığım kadarıyla.

Dili renkli, ama kararsızlık, hayal kırıklığı, ruh daralması gibi olumsuz duygular bu kadar çok tasvir edilmese dedim içimden arada sırada. “Tedirgin” sözcüğü pek kullanılmıyor, ama karakterlerin ruh halini, romanın atmosferini anlatmak için uygun bir sıfat bence. Sürükleyici roman olma iddiasında değil metin, hele ilk yarısı çok yavaş ilerliyor. (Ben zorlandım, başka bir blog yazarı da ilk yarısında zorlandığını söylüyor.) Ama, 128-141 sayfalar arasındaki bölümde çok ilginç bir şey oluyor – doğaüstü olay diyelim. Sonra biraz hızlanıyor roman, olaylar birbiri ardına gelişiyor. Gerçi kitabın sonuna geldiğimde biraz hayal kırıklığına uğradım, “232 sayfayı bunun için mi okudum şimdi?” dedim. Ama herhalde amaç döngüselliği sağlamak, bir şekilde başladığımız noktaya geri dönmekti. Tavsiye ederim, özellikle Kafka sevenlere…

Tokyo gezim sırasında birkaç kitapçıya uğradım, ayrıca oradaki kitap kültürünü gözlemleme fırsatım oldu biraz. Öncelikle insanlar çok okuyor, metroya binince kitap okuyan insanlar sarıyordu etrafımı. (Ayaktakiler bile okuyor.) Genellikle cep kitapları gördüm ellerinde, ama bu kitaplar hep aynı boyutlarda olsa gerek ki çoğu kişinin deri veya kumaş kitap kaplığı vardı. Aksesuar ve hediyelik eşya satan mağazalarda çok güzel kaplıklar gördüm. Başka yerlerde soldan sağa yazılmasına rağmen Japonca, bu cep kitaplarında metin yukarıdan aşağı akıyor – sayfa formatına daha uygun herhalde.

İkinci dikkatimi çeken şey Manga’lardı. Manga okuyan kimseyi görmedim ama hem her kitapçının küçük de olsa bir Manga bölümü vardı, hem de birçok Manga dükkanı gördüm. Akihabara semtinde özellikle, dört-beş katlı dev mağazalar var, ağzına kadar dergi, kitap dolu. Girdiğim bir mağazada müşterilerinin çoğunun (benden başka herkes) erkek olduğunu fark ettim, kitap ve dergi kapaklarına şöyle bir göz attığımda da nedenini anladım 🙂 Tokyo’dan birkaç fotoğraf…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s