Gündüz Niyetine

gunduz niyetineBu akşam ilk defa bir absürd tiyatro oyunu izledim: Gündüz Niyetine. Alfred Jarry’nin Zincire Vurulmuş Übü adlı eserinden uyarlama diyebiliriz – ondan esinlenip (Avrupalı) baş kahramanları aynı tutarak ama gölge oyununun anlatı araçlarını kullanarak paralel bir oyun yaratmış Tiyatrotem. Jarry, baş kahramanı olan Kral Übü olan oyunlarının ilkini kukla tiyatrosu şeklinde sahneye koymuş. (Hepsi sahneye konamadan 34 yaşında hayata veda etmiş, ama Youtube’da kuklalarla değil de oyuncularla sahnelenen Fransızca bir oyun gördüm.) Tiyatrotem de oyunun içinde gölge oyunu kullanarak Batılı sahne sanatları geleneğiyle yerli sahne sanatları geleneğini harmanlamış.

Eflatun pullu yelekler giymiş, aynı parlak kumaştan aksesuarlar takmış, palyaço makyajlı iki oyuncu takdim etti oyunu (Şehsuvar Aktaş’la Ayşe Selen); önce izleyiciye hitap ederek “duyduk ki bir rüya görmüşsünüz ama bir türlü bir şeye yoramamışsınız, her rüyanın bir tefsiri vardır” (anlamına gelen bir şeyler) dediler; sahnenin ortasındaki yine eflatun pullu gölge oyunu perdesinde Karagöz ve Hacivat’a benzeyen karikatürize figürlerle karakterlerin hikâyesini anlatmaya başladılar: Übü Baba (adını çok sevdim!) Polonya tahtını ele geçirip halktan topladığı vergilerle iyice zenginleşiyor ama sonra tahttan indirilip ülkeden kovuluyor. “Özgürlüğün eşitlikle kardeş olduğu” Fransa’ya gidip orada köle olmayı tercih ediyor ve “grotesk karısı” Übü Ana ne yapsa onun peşinden geliyor. Birtakım gülünç maceralardan sonra nihayetinde Istanbul’a varıyorlar ve Kanuni Sultan Süleyman vezirine Übü’nün yıllar önce kaçırılmış öz be öz kardeşi olduğunu açıklayıp kendisine saygıda kusur edilmemesini emrediyor.

Maya Sahnesi’nin İnternet sitesindeki tanıtım yazısında “Zalimlik, tiranlık, özgürlük, kölelik gibi kavramlarının nasıl iç içe geçtiği, böylece bu kavramların içlerinin nasıl farklı doldurulabileceği ve sonuçta nasıl saçma olana indirgenebileceği ortaya koymaya çalışan bir oyun Gündüz Niyetine” yazıyor. Zıtlıkların doğurduğu ironiye dayanıyor mizah: Bir onbaşı “Birinci vazifeniz özgür olmaktır!” diye emrediyor askerlerine, onlar da “İtaat etme özgürlüğümüz bile var” diye seviniyor. Kral “Elörten” adında genç bir kadının ayaklarını ayakkabı cilalama fırçasıyla cilaladığı için mahkemeye çıkarılıyor, hakimin kendisine yönelttiği suçlamayı düzeltiyor: “Hayır, aslında karımla biz kadının amcasını öldürdük, asıl suçumuz bu.” Sonra kral ömür boyu kürek cezasına çarptırılıyor, karısı da ömür boyu hapse, sevinçten havalara uçuyorlar.

Yapısal olarak ortaoyununun mukaddime, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerinden oluşan ana hatlarını izledi oyun (muhavereyle fasılın iç içe geçtiğini söyleyebiliriz), ama hem sahneleme tekniği hem de oyunun anlamsal içeriği bakımından baştan aşağı bir yapısöküme tanık olduk; sökülmeyen yapı kalmadı neredeyse. Kostümler, abartılı mimikler, jestler, standart dışı telaffuzlar, dil sürçmeleri, işi biten gölge oyunu figürünün sapıyla birlikte fırlatılıp kenara atılması, bir ara oyuncuların/oynatıcıların perdenin önüne geçip mukavvadan temsili bir kadırga içinde karakterleri canlandırması, sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın sesi derinden ve etkileyici çıksın diye mikrofonla seslendirilmesi – kullanılan teknikler karman çorman, ya da eklektikti. Ama kendi içinde bir ahengi de vardı oyunun, her şey saçmaydı ama hiçbiri diğerlerinin yanında sakil durmuyordu. Seyirciyi de sürekli şaşırtıyordu – tekdüze olsaydı sıkıcı olurdu.

Daha önce hiç absürd tiyatro oyunu seyretmediğim için metinle nasıl bir ilişki içine girmem gerektiğini bilemedim önce; dikkatle dinleyip alegorileri, simgeleri yakalamaya çalıştım, üstü kapalı da olsa göndermeler vardı, hatta bir ara Recep Tayyip Erdoğan’ın sesini duyduk. Ama sonra mesajın ancak bütünsel bir düzeyde anlaşılabileceğini fark edip dile odaklanmaya, onun keyfini çıkarmaya karar verdim.

Yerlileştirmeden de öte tabii çevirmenlerin yaptığı – zaten dramaturjinin çatısını kurup oyunu sahneye koyan da onlar. Hatta yerlileştirme düzleminde o kadar ileri gitmişler ki dilde yabancılaştırmanın sınırına varmışlar. Seyircilerin gördüğü rüyanın yorumlanmasıyla ilgili mukaddime özgün oyunda var mı bilmiyorum, ama 1001 Gece Masalları’ndaki çerçeve hikâyeyi hatırlattı bana. Osmanlıca ifadelerle ve modern argo sözcükler yan yana çok rahat kullanılmış; ayrıca bol aliterasyonlu, tekerlemeye benzeyen, anlam açısından bazen saçma ama gölge oyunu ve ortaoyunu repliklerini andıran diyaloglar geçti karakterlerin arasında.  Uydurulmuş birçok söz vardı – “hay gödeleğimin ucu”, “yeşil mumunu diktiğimin.” Bence oyun absürd bir uyarlama denemesi olarak Türk tiyatro kültüründe iyi konumlandırılmış, olay örgüsüyle dil de birbirini destekliyor. Repliklerin arasında açık seçik didaktik mesajlar veren, kıssadan hisse çıkarmamızı bekleyen oyunlarından zevk almıyorum; bu gösteri her türlü mesajla alay ettiği için çok iyi geldi 🙂

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Gündüz Niyetine

  1. Geri bildirim: Tiyatro Haftası: Hakiki Gala ve Korku ve Sefalet/Tırs û Xof | Duygu'nun Kitaplığı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s