Yanık Saraylar & Sahibinin Sesi

yanik saraylarYanık Saraylar’la Sahibinin Sesi’ni arka arkaya okudum. Sahibinin Sesi, Yanık Saraylar’ın sonundaki “Ah Ya Rab Yehova” adlı öykünün tiyatro metni olarak uyarlanmış hali (daha uzun gerçi), yani ilkini okuyan kişi ikincisinin sonunda ne olacağını biliyor. Ama “Ah Ya Rab Yehova”nın büyük bölümü “Bilal Bey’in Not Defteri” (günlüğü) şeklinde yazıldığından onun bakış açısından izliyoruz olayları; hatta kendisinin mülayim, Zembul’ünse huysuz bir insan olduğu izlenimine kapılmak mümkün. Ama Sahibinin Sesi görece nesnel bir şekilde anlatıldığından olayların iç yüzünü anlıyoruz. “Ah Ya Rab Yehova”da Zembul, Bilal’den çocuk sahibi olmasına kızan abisine, ilişkisini şöyle savnuyordu:

“Çünkü, ben nişanlım olan Aşer’i sevmedim. Çünkü beni ona zorla verirsiniz, diye korkmuştum. Ondan kaçtım ve onunla birlikte anamdan, atamdan, evimden, tunç ve demir eşyadan bana ait olanların hepsinden kaçtım. Babamın evinden çıktım. Çünkü ben Bilal’i sevdim. Çünkü ben Bilal’in yüzünü gördüğüm zaman RAB’BİN yüzünü gördüm… RAB bana şöyle dedi – Sen bir Yahudi kızısın, fakat oğlun Müslüman olacaktır… Ve böyle oldu” (60).

Zembul Bilal için böyle mübarek bir insan portresi çiziyor, ama Sahibinin Sesi’nde Bilal yapmacık, keyif düşkünü, meraklı, korkak ve paranoyak (hatta şizofren?) bir adam olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın 31. sayfasından itibaren Bilal’e güvenilemeyeceğini anlıyoruz. “Ah Ya Rab Yehova”nın da Sahibinin Sesi’nin de sonu belirsiz, ama ilkini okuyunca yürüttüğüm tahmin ikincisinde doğrulandı. (Hatta sonradan sonraya Yanık Saraylar’daki ilk öykü olan “Sedef Kakmalı Ev”in de bu metinlerle bağlantılı olduğunu düşünmeye başladım).

Yanık Saraylar’daki bütün metinler biçimsel açıdan çok yaratıcı, hatta kitabın kapağında “Öykü” yazmasına rağmen bazı kısımlar daha çok şiire benziyor. Füruzan ve Sait Faik öykülerine benzettim biraz, ama tam anlamıyla özgün metinler; bu iki yazarın eserlerinden de öte hem daha şiirsel hem de sanki büyülü gerçekçi anlatım araçları kullanılmış. Güçlü imgeler; rüya tabiri, fal, büyü, iğne gibi ezoterik simgeler var – gerçi ilginçtir, fiziksel tasvir çok az. “Alemdağ’da Var Bir Yılan”ı okurken yaşadığım “iç gözlerimin faltaşı gibi açılması” hissini yaşadım.

Yanık Saraylar’daki “Sedef Kakmalı Ev”den bir iki tadımlık:

“GELDİLER…

Dört beş kişiydiler,

Kapının önüne dizildiler.

Nurperi Hanım bu seferkinin gerçeğe daha yakın olduğunu anladı,

Gelenler dostlarıydı

Yüzlerindeki en küçük sivilceyi görebiliyordu.

Pencereden gülerek selam verdi.

Bağlarbaşı’ndan tramvayla gelmiş Madam Nıvart, radyo tamircisi Anesti ile yanyana duruyordu. Dönüşte yolları aynıydı, Madam Nıvart bir elini Anesti’nin omuzuna koymuş, öbür eliyle mendili yüzüne kapamış ağlıyordu.” (9)

[…]

“Işıktan beyazlaşmış çiğ bir aydınlıkta bekliyordu.

GELDİLER…

Yorgun gözkapaklı bir devekuşuydu Nurperi Hanım,

Saçlarını oturup kendi kendine alagarson kesmişti,

Biraz utanıyordu.

Gelenler çok kızgındılar,

Göğüsleri körük gibi inip çıkıyordu,

Sekiz on kişi kadardılar.

Durup, saçları kesik devekuşuna baktılar,

Nurperi Hanım ayağındaki terliklerin ucuna kaçtı,

Susup önüne baktı.” (14)

Şunları da eklemek istiyorum: Yanık Saraylar’ın kapağındaki Sevim Burak portresine bakmaya doyamadım; gençliğinde ne kadar güzel bir kadınmış. Bir de tiyatro oyunu şeklinde yazılmış olan Sahibinin Sesi’ndeki parantez içi açıklamalarına bayıldım; yazar burada da yazarlıktan vazgeçemiyor. Örn. “(Bilal özentili ve süslü tavırlarla elinde bir dürbün dışarıyı gözetlemektedir)” (7), “(Zembul garip, yabani hayvan tüylerinden yapılma, tuvalet gibi bir kıyafet içinde, her an kendisiyle meşgul, acayip kıyafetinin tüylerini koparmakta, çıplak kalacakmış gibi bir duygu uyandırmakta, sanki kendisini yolmaktadır)” (8-9), “(Durur, öfkeli bir sesle adeta havlar)” (9), “(miyavlar, ağlar gibi yapar)” (9), “(çıngıraklı bir sesle alaylı)” (10).

İki yıl önce 80. doğum yıldönümü vesilesiyle Sevim Burak İstanbul ve Dublin’de düzenlenen etkinliklerle anılmış. Dublin Trinity Üniversitesi’nde yazarın metinlerinin Maureen Freely ve Viktoria Holbrook tarafından yapılmış İngilizce çevirileri tiyatro sanatçısı Tilbe Saran tarafından canlandırılmış. Bunları şu videodaki haber klibinden öğrendim, Tilbe Saran okumasının da üç saniyesini görebildim. Bu performansın videosu İnternet’te var mıdır diye arıyorum iki gündür, ama henüz bulamadım. Hem çeviriyi merak ediyorum, hem de Tilbe Saran’ın dramatizasyonunu…

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s