Tatlı Bir Eylül

ozluBir hevesle başlamıştım Tatlı Bir Eylül’e; ama 44. sayfada bıraktım. Nedeni, belirgin bir olay örgüsü olmaması ve yazarın üslubunun zevkime hitap etmemesi.

Şöyle cümleler var:

“Kimdi o? Babasının aileye derinden sahip çıkmasıyla, şimdi rahat olan bu küçük apartmana yerleşmiş biri, hukuk derslerini aksatmadan izleyen, sınav dönemlerinde, aylar öncesinden başlayarak, o çok sahifeli kitapları çalışıp duran bir genç adam, bir durak ötedeki Malta’dan, Amerikan arabası dolmuşlara binerek, Taksim’e, Beyoğlu’na, kendisi gibi edebiyat seven gençlerin dadanmaya başladıkları caddedeki Baylan pastanesine giden genç bir adam” (23).

“Ama evine döndüğü zaman, arka pencereden eski, köhne İstanbul evleri de görünen odasında, hep yere uzanarak, incecik kâğıtlara yazılar yazmayı sürdürdü” (24).

“Bendeki uzaklaşmanın tek nedeninin oteldeki genç kız olduğunu söyleyemem (elbette o değildi), kız, bütün masumluğu ile küçük bir yılgı yaratmıştı (ondan söz etmeye gerek yok), açık saçık bir söz söylemişti (onu söylemeyeyim), ama bu anı zihnimden silinmedi, o ânı hiç unutmayacağımı biliyordum, aynı zamanda gene biliyordum ya da bildiğime inanıyordum ki, bu tiksindirici, pis şey, dışsal olarak mutlaka rastlantısaldı, ama içsel olarak çok gerekliydi bu, hepsi derin bir uyum içindeydi, bu tiksindirici, pis şey (kızın küçük bir hareketi, ufacık sözü sadece bir işaretti) tuhaf bir şekilde beni (bu otele), kapısına kadar bütün güçlerimi yitirdiğim bu otele çekmişti” (27).

“İki çıkış vardı metrodan, sağdakini alacaktınız” (35).

Metindeki cümleler bana akıcı gelmedi, bir de yazar noktalama işaretleri kullanmaktan hiç sakınmıyor, birkaç cümleyi tekrar tekrar okumak zorunda kaldım. “Derinden sahip çıkmak”, “rahat apartman”, “kitap çalışmak”, “dışsal olarak rastlantısal”, “içsel olarak gerekli”, “sağdaki çıkışı almak” gibi ifadeler garibime gitti. Bence yukarıdaki ikinci cümleyle üçüncü cümlenin son yan cümleciği düpedüz düşük; üçüncü cümledeki sözcük tekrarlarının da işlevini anlamadım. Sözcük seçimi konusunda da bir tutarsızlık sezdim; “sayfa” sözcüğü yerine “sahife”yi kullanan yazar “masumiyet” yerine “masumluk” diyor, “yılgı” sözcüğünü kullanıyor. Cümlelerin yüklemleri bir birinci tekil, bir ikinci tekil, bir de ikinci çoğul şahısla çekiliyor, bu da metni takip etmeyi zorlaştırıyor.

Olay örgüsüne gelince, kitabın üçte birini geçmeme rağmen hâlâ ne olduğunu anlamadım, çünkü “ünlü bir yazar”dan bahsedilse ve çeşitli Avrupa şehirlerinin adları zikredilse de kişi ve şehir adlarının tamamı söylenmiyor. Meğer bu gerçek bir seyahatten ziyade hayali bir seyahatmiş. 44. sayfada ilk defa “bir şey oldu” ama o da bir sonraki olaya bağlanmadı. Nedense bir kitap kulübü için okumak zorunda kaldığım ve yüzlerce sayfa okuduktan sonra sonunda “bunun için mi okuduk bu kadar sayfayı?” diye isyan ettiğim Boncuk Oyunu‘nu hatırlattı bana.

Youtube’da Süleyman Deveci adında bir okurun bu kitapla ilgili yorumlarını izledim. Süleyman Bey kitapla ilgili kibar yorumlarla başlıyor, (kibarlığı hiç elden bırakmasa da) sonunda lafı hiç dolandırmadan metni başarısız ve fuzuli ilan ediyor 🙂 Aşağı yukarı aynı fikirdeyiz kendisiyle; o sabredip sonuna kadar okumuş ama kanaati olumsuz, ben de başka bir kitaba geçmekle isabetli bir karar veriyorum demek ki.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s