Huzur II

Huzur ağır gidiyor; hatta o kadar ağır gidiyor ki kitaplığın yanından geçerken raftaki diğer kitaplar “beni al, beni al” diye fısıldıyor kulağıma. Anlatımı çok hoşuma gitti, kurgusu da sağlam, ama üçte birini bitirmeme rağmen hâlâ okurken zamanın nasıl geçtiğini unutuyor filan değilim. Benzetmeler başta çok romantik gelmişti, ama şimdi metni iyice ağırlştırdığını hissediyorum. Örneğin:

“Macide ise, kadın şefkatine ve güzelliğin terbiyesine en muhtaç olduğu zamanda onun hayatına girmişti. Onu düşünürken Mümtaz, benim çocukluğumun bir kısmı bir bahar dalı altında geçti, derdi” (22).

“Bundan sonra ister istemez, evindeki plakları, o ferahfezâları, acemaşiranları, nühüftleri, tesadüf ettiği her şeyi yaldıza, bahar kokusuna boğan, onlara kendi uyanışındaki sıcaklığı geçiren bir gülüşün arasından ve onunla dinleyecekti” (82).

mermerli

Mermerli Plajı’nın 2000’li yıllardaki görünümü

Romanın baş taraflarında bir bölüm Antalya’da geçiyor. Önce kentin adı verilmedi, sadece “Akdeniz” dendi. Sonra “bayıltıcı portakal çiçeği, hanımeli, fül kokuları”, “altın bir ejder” gibi parlayan güneş, işgal sırasında şehirde dolaşan “arsız İtalyan neferleri”, Karaoğlan, Mermerli, Hastahane üstü, Bey Dağları ve Konyaaltı’nı okuyunca Antalya’dan bahsedildiğine şüphem kalmadı (29-33). Karaoğlan, ben çocukken gittiğimiz park (orada kocaman dinozor şeklinde bir kaydırak vardı, çok severdim); Mermerli, annemlerin küçükken günübirlik pikniğe gittiği plaj, Hastahane üstü de ananem ve dedemin oturduğu semt. Eski Devlet Hastanesi önce Ebelik – Hemşirelik Okulu oldu, sonra yerlere döşenen mermerlerin ağırlığı duvarları çatırdatınca bina boşaltıldı. Sonra da yıkılıp yerine Antalya Eczacı Odası tarafından tıbbi bitkiler parkı yapıldı.

Kitapta bir ara da yarasalardan söz edildi. Düşündüm de; sahi, Istanbul’da o kadar yarasa görmüyorum. Antalya’da güneş batarken ortaya çıkan bu gizemli hayvanlar, benim için bir çocukluk hatırası; akşamın alacakaranlığında ağaç dalları arasında gidiş gelişlerini izler; biçimli kanatlarını, kuzguni siyah, kadife bedenlerini gözümün önüne getirmeye çalışırdım. Büyük teyzemlerde kaldığım bir gece yataklar yapılırken yavru bir yarasa kuzenimle yattığımız odaya girmişti. Çaresizce avizenin etrafında daireler çizen hayvan durmadan çığlık atıyor, o yoruldukça daireler alçalıyordu. En sonunda yarasanın bizden korktuğu, bizim de onunla yarışırcasına çığlık atmamızın pencereyi bulmasına yardımcı olmayacağı söylendi. Bir süre sonra nihayet çıkmıştı, kendisine huzurlu bir ağaç dalı bulduğunu hayal etmiştim.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s