Ağrıdağı Efsanesi

ImageŞimdi Yaşar Kemal’in Ağrıdağı Efsanesi‘ni okuyorum. YKY’de 33. baskı. Adından da anlaşılacağı üzere destansı bir metin; bir sözlü edebiyat eserinin kâğıda geçirilmiş hali gibi sanki, hem yazarın paragraflarında hem de diyaloglarda tekrarlar var bazen. Dili Yaşar Kemal’in tüm metinlerinde olduğu gibi çok zengin, Anadolu deyişleri, güçlü simgeler kullanılıyor, tasvirler çok renkli. Olay örgüsü de geleneksel; serim, düğüm ve çözüm bölümleri belirgin. Kitabın yarısındayım, gittikçe artıyor karakterler, başkahramanların içine düştüğü açmaz gittikçe kördüğüm oluyor.

Birkaç sayfada bir Abidin Dino’nun nefis çizimleri var – 29 tane; kitabın kapağındaki son derece tatsız illüstrasyondan sonra bunları görünce insanın içi açılıyor. Resimaltı yazıları da masalsı Yaşar Kemal üslubuyla yazılmış.

 

Şimdiye kadar en sevdiğim bölümleri burada paylaşıyorum:

“Paşanın kızlarından birisinin adı Gülistan, birisinin adı Gülriz, birisinin adı Gülbahardı. Gülistanın anası Ermeni kızıydı. Büyük ela gözlü, kırmızı saçlı, uzun kirpikli, uzun boyluydu. İstanbuldan gelirdi giyitleri… […] Gülriz kumrala yakın sarı saçlıydı. Çok uzun, kuğu boyunluydu. Kıvırcık kirpikliydi. Gözleri çok maviydi. […] Gülriz kız kardeşleri arasında okumaya çok meraklıydı. Ahmedi Haninin şiirlerini ezbere bilir, gelir daha çocukluğundan bu yana babasının divanında şiir okurdu. […]  Gülbahar orta boylu, dolgundu. Duru, açık bir teni vardı. Buğday benizliydi. O, kız kardeşlerinden başka türlüydü. Ağrıdağı kadınları gibi üst üste dökmeli fistanlar giyer, saçlarını kırk örgü yapardı. […] Çok zekiydi. Az konuşur, hep inceden gülerdi” (26).

“Ağrıdağının doruğuna yakın yerinde, güneybatı yamacında bir göl vardır, adına Küp gölü derler. Bir harman yeri büyüklüğündedir göl. Som mavi bir sudur. Kuyu gibi. Kırmızı, keskin, ışıltılı kayalıkların dibindedir. Her yıl bahar gözünü açar açmaz Ağrıdağının tekmil çobanları gölün kıyısına gelirler, güneş damgalı kepeneklerini bakır toprağın üstüne serip gölün kıyısına sıralanırlar, kavallarını çıkarıp doğan günle birlikte Ağrıdağının öfkesini günbatımına kadar çalarlar. Ağrıdağı çobanları güzel, kara, kederli gözlüdürler. Uzun, çok güzel parmakları vardır. Bazısının gür, altın sakalları vardır. Küçücük birk ak kuş çobanlar gölün kıyısında kaval çaldıkları sürece üstlerinde döner durur. Gün kavuşunca çobanlar karanlığa karışıp giderler. Ve tam bu sırada da tepede dönüp duran ak kuş gölün üstüne süzülüp iner, kanadını suyun som mavisine daldırır, sonra o da çobanlarla birlikte, karanlığa karışır” (51).

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s