Saroyan Ülkesi

Evet, yoğun bir haftanın ardından okuma günlüğümün başına oturdum yine. Zevkle okuduğum kitapları, seyrettiğim oyunları; filmleri düşünmemi gerektirdiğinden herhalde, rahatlatıyor beni buraya bir şeyler yazmak; günlük yorgunluğumu unutuyorum.

Dün akşam Saroyan Ülkesi’ni izledim. İlk dikkatimi çeken ve ilk önce paylaşmak istediğim şey kamera kullanımı. Yönetmen yaratıcı incelikler düşünmüş; çeşitli bakış açıları, silik arkaplanlar, parlak yüzeylerden yansımalar gibi ilginç görsel etkiler vardı hep. Mesela William çocukken oturma odalarındaki büfenin aynasından dayısıyla dayısının Arap arkadaşını karşılıklı koltuklarda oturur halde görüyoruz, 1964’te Saroyan Bitlis yollarındayken pembe Chevrolet’sinin suya yansıması gözümüze çarpıyor, şehirde yürürken dükkân vitrinlerinden Saroyan’ın yansımasını takip ediyoruz. Yönetmenin kompozisyon ve zıt renkler üzerine düşündüğü de kesin – filmin çeşitli noktalarında birer ekran görüntüsü alsak bunlar fotoğraf sanatının birer ürünü sayılabilir.

İkinci dikkatimi çeken filmde zaman olgusuydu. Çeşitli geçmiş zamanlar ve şimdiki zaman aralarda belirgin işaretler verilmeksizin art arda karşımıza çıkıyor; böylelikle şimdiki zaman, 1964, 1920’ler  ve 1920’yle 1964 arasındaki yıllar birbirine karışıyor. Filmde Saroyan’ın hatırası (ya da hayali diyelim) 1964’ten fırlamış 2013 yılının Anadolu’sunda geziyor gibi. Ben önce geçmişte geçen bir belgesel izliyoruz sanmıştım, filmin en başında yol kenarında Bellona reklamı görünce bu fikirden vazgeçtim.

Zeynep Dadak ve Berke Göl’ün Altyazı dergisi için yönetmen Lusin Dink ve başrol oyuncusu Kevork Malikyan’la yaptığı söyleşide yönetmen Saroyan’ın “gölgesini takip ettiğimizi” söylüyor (Dadak ve Göl, 2013: 35). Dink, Saroyan’ın çeşitli metinlerinden kesitler de koymuş filme (filmi kitap gibi “okuyoruz” – a.g.y.); bunlardan birisinde yazar hatırayla hayalin aslında aynı şey olduğunu savunuyor; birinde de çocukluğunda sokaklarda akşam gazetesi sattığından bahsettikten sonra “ben ölsem de çocuk halim sokaklarda dolaşmaya devam edecek” anlamında bir şeyler söylüyor. Bu muğlak gerçeklik düzlemindeki sahnelerin arasında bir de gazeteci Fikret Otyam ve Amerikalı bir edebiyat profesörü çıkıp konuşuyor; biri zamanında Anadolu gezisinde Saroyan’a mihmandarlık yapmış, anılarını anlatıyor; öbürü de Saroyan’ın üslup konusundaki ustalığını övüyor. Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum ama bu çeşitli zamanlar ve gerçeklik düzlemleri arasındaki geçişler benim biraz kafamı karıştırdı; çünkü birinden öbürüne geçtiğimizi gösteren bir işaret yok. Belki sadece Saroyan’ın eski model arabası ve keten takım elbisesi sayılabilir.

Yönetmen belki bu amaçla kamera filtreleri kullanabilirdi diye düşünüyorum. Tom Ford’un yönettiği ve Colin Firth’ün başrolünü oynadığı Tek Başına Bir Adam‘ı hatırladım mesela, şimdiki zamanda geçen sahnelerde renkler gerçeği yansıtırken adam rahmetli olan sevgilisini hatırladığında (veya belki onunla ilgili hayaller kurduğunda) kullanılan filtre sayesinde renkler yumuşuyor, ısınıyordu. Aynı sahne içinde bile görmek mümkündü bu değişimi; mesela adam işten çıkıyor, görüntüde her şey normal; otoparkta sevgilisinin köpeğinin cinsinden bir köpek görüyor ve birden soğuk renkler silikleşiyor, ekranda kahverengi, pembe tonları öne çıkıyor.

Söyleşide Lusin Dink filmin türünü “dokü-drama” olarak belirliyor ve “Filmin bütünlük kazanması ancak izleyicilerin filmdeki sorular ve ‘boşluk’larla ilişki kurmaya çalışmasıyla mumkün olabilir” (a.g.y. 36) diyor. Evet çok doğru, görsel ya da yazılı, bütün anlatılarda öyle değil midir zaten? (bkz. Iser 1980) Filmin bu türe ait olması bundan önceki iki paragrafta sözünü ettiğim özellikleri açıklığa kavuşturuyor tabii. Ben seyirci olarak bu türdeki filmlere pek aşina olmadığım için geçişlere ayak uydurmada zorlandım.

Saroyan acılardan, kırgınlıklardan, özlemlerden bahsetse de filme öfkeli ve karamsar bir atmosfer hâkim değil (yönetmen böyle tercih etmiş); hatta birkaç yerde gülümsedik bile. Salondaki birçok seyirci gibi benim de en sevdiğim sahne kaplumbağa sahnesiydi – Bitlisli utangaç kaplumbağa 🙂 Saroyan’ın Bitlis’e varışı filmin en sonuna denk geliyor; yani süre olarak filmin çoğunluğunu çocukluk anıları ve Anadolu yolculuğu kaplıyor. O noktaya kadar başkahramanın büyük bir heyecan ve beklenti içinde olduğu kesin; ama biz Saroyan metinlerinden kesitler dinlerken gerilim yaratacak pek bir şey duymadık.

10391374243_521699eb6f Saroyan Bitlis’e taşınmayı, ölene kadar da orada yaşamayı hayal ediyormuş. Doğduğu yer olan Kaliforniya, Fresno’da ölmüş; mezarı Erivan’da, şehrin güneybatısında ünlü yazarlar, şairler ve müzisyenlerin, devlet büyüklerinin defnedildiği mezarlıkta. Çok da saygı duyuluyor kendisine; ben gittiğimde iki yaşlı kadın mezarı başında küçük bir metal kapta ateş yakıp mezar taşını sevgiyle okşadı. Heykeline de hayranlıkla bakarak, ben anlamasam da onunla ilgili Ermenice bir şeyler anlattılar bana. Şehirde de ayrı bir heykeli var.  Yani Saroyan istediği yere gömülememiş, ama orada halk anısına layığıyla sahip çıkıyor.

Bir de son olarak söylemek istediğim şey; bu filmin biletini bulmak için ne kadar uğraştığım. Zaten bir avuç salonda gösteriliyor; festival filmi ama internetten satış yok; ayrıca filmi İstiklal Caddesi’nde izlemek istediğim için Beyoğlu Sineması’na gittim ve gişedeki görevliler bilet satışlarının günlük olduğunu söyledi. Yani erkenden bilet alınamıyor; ancak gününde gidersen… E, insanların işi gücü var, filmi seyretmek istediğimiz gün sabah erkenden gidip sıraya mı gireceğiz? Sonra Moda Sahnesi’nde şansımı denedim, oraya gittiğim günün akşamına bilet almak istedim ama yer kalmamıştı; ertesi güne verdiler. Orada da biletler numarasız, filmi istediğiniz yerden izlemek istiyorsanız son dakikaya kalmamaya özen göstereceksiniz. Yani bu filmleri izlememizi mi istiyorlar, izlemememizi mi, anlamadım…

Neyse, bu vesileyle Moda Sahnesi’ni görmüş oldum, çok beğendim. Bundan sonra arada sırada programlarına bir göz atarım.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s