Yeraltından Notlar

Bir arkadaşımla Seyyar Sahne’nin Yeraltından Notlar’ına bilet almıştık. Madem oyunu seyredeceğim, bir de önden kitabı okuyayım dedim; zaten kısaymış. Kitabı alırken bir de Zeki Demirkubuz’un bu romandan uyarlama Yeraltı filmini aldım. 🙂 Güzel bir uyarlama mukayesesi projesi oldu.

Romanı keyifle okudum; çevirisini (Mehmet Özgül) beğendim; günlük dilden deyimler deyişler harikaydı. Orhan Pamuk “Aşağılanmanın Zevkleri” başlıklı bir önsöz yazmış kitaba ama bu romanın ilk yarısının konusu. Romanın sonunda işin rengi çok değişiyor – gerçi belli belirsiz de olsa son sahneyle çemberin kapandığını söyleyebiliriz (bu karara filmi seyrettikten sonra vardım). Yazarın baş tarafta pozitivizm, determinizm ve diğer bilim felsefesi konularını irdelemesi romanın sonunda olacakları, daha doğrusu bunlarla ilgili değer yargılarımızı bir çerçeveye almak için, diye düşündüm. Şöyle diyor:

“İki kere iki çekilmez bir şey. İki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. İki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün yetkinliğine (mükemmelliğine) inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir” (49).

Tam bana göre!

Kitabı okurken Tehlikeli Oyunlar’ı hatırladım. Acaba iki metni benzeten var mı benden başka diye şöyle bir bakayım dedim; Rusya’nın Sesi Radyosu’nun internet sitesinde yönetmen Celal Mordeniz ve oyuncu Nadir Sarıbacak’la yapılmış bir röportajda Mordeniz Tehlikeli Oyunlar için “Yeraltından Notlar’ın Türkiye versiyonu” benzetmesini yapıyor.

saribacakOyunu seyredeli iki üç hafta oluyor. Nadir Sarıbacak tek başına çok güzel kotarmış metni – diğer karakterlerin taklidini de kendisi yapıyor. İlk perdede özellikle ön sıralarda oturan gençler kahkaha atıp durdu. Tamam, komik şeyler oluyor /söyleniyordu ama gençler de stand-up şova gelmiş gibilerdi. İkinci yarıda bu atmosferi 180 derece tersine çevirmek zor olacak diye tedirgin oldum. Ama bir şekilde oldu.

Celal Mordeniz’le Nadir Sarıbacak bir ölçüde yerlileştirip günümüze yaklaştırmışlardı metni, ama Demirkubuz’unki tam Türkleştirilmişti. Film Ankara’da geçiyor, başrolde Engin Günaydın. Gündeliğe gelen kapıcı karısı ve psikopat komşu var. “Yalaka takımı” tastamam, bir de fahişe tabii. (İsimler manidardı, fahişenin “Güven” adında bir erkek arkadaşı var, psikopat komşunun da adı “Aslan”). Ben en çok patates meselesini sevdim; bence kahramanla kendimizi özdeşleştirmemizi kolaylaştıran ipuçlarından birini veriyor. “Hayvan taklidi yapma” olayı da güzel bir eklemeydi olay örgüsüne, özellikle Türkçede “in” sözcüğünün mecazi anlamı hatırlanırsa. Aynı metne üçüncü maruz kalışım olsa da sonuna kadar “Şimdi ne olacak?” diye seyrettim.

Geçen hafta çok yoğundum, haftasonu film izlemek çok iyi geldi.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s