Ben Uçtum Sen Kaldın/Ez Firiyam Tu Mayî Li Cî

Bu akşam Mizgin Müjde Arslan’ın otobiyografik belgeseli Ben Uçtum Sen Kaldın /Ez Firiyam Tu Mayî Li Cî‘yi seyrettim. Kendisi henüz bir bebekken babası PKK’ya katılmış Mardinli bir kızın öyküsünü anlatıyor. Annesi de bebeğini iki yıl emzirdikten sonra yakalanma korkusuyla kaçmak zorunda kalmış. Babasının ölüm haberi gelmiş yıllar sonra, onun mezarını bulmak istiyor. Zor konuları işliyor film, Bildiğin Gibi Değil‘i hatırladım ister istemez. 2012 SİYAD Yılın En İyi Belgeseli Ödülü’nü almış.

Hem duygusal, hem de siyasi açıdan hassas bir konu… Filmin büyük kısmına ailesinin, özellikle de babası ve devrimci arkadaşlarının bakış açısı hakim; ama yönetmen (ana akım) televizyondaki haber programlarından kesitler sunarak başka bakış açılarının varlığını da hatırlatıyor bize. Dedesi zamanında karşı çıkmış dağa çıkmasına babasının; “burada kalsaydı Kürt olarak” diyor, gerillaya katılmasaydı kültürel, siyasi kimliğinden bir şey eksilmeyecekti demek istiyor. Arslan SİYAD ödül töreninde de ödülünü asker ve gerilla ailelerine adamış.

Genel olarak beğendim; ama filmi cazip kılan şey konusuyla izleyicinin duygularına hitap etmesi gibime geldi. Yönetmen için zor bir yolculuk olduğunu biliyoruz; kameraya bakamayışından, ellerini nereye koyacağını bilemeyişinden anlıyoruz, hatta kamera hareketleri de biraz tereddütlü. Ama bunun dışında bazı sahneler sanki biraz “ayaküstü” bir havadaydı (Erbil’e gittiklerinde “asıl filmi” çekmediklerini, sadece hazırlık yaptıklarını açıklıyor birine Arslan, Mahmur Kampı’na girebilmek için mi öyle dedi, yoksa gerçekten hazırlık amacıyla mı çekim yapıyorlardı anlamadım) oysa böyle ağır konuların işlendiği bir filmde belli bir ağırlığı olan bir atmosfer beklerdim. Belki insanların yüzlerini biraz daha inceleme fırsatı isterdim bir izleyici olarak, ya da susmalarını, düşüncelerini cümlelere dökmeye çalışmalarını görmek isterdim…

Annesine çok kızdım, hem yaptığı için, hem de yaptığını anlatırken bu kadar serinkanlı göründüğü için. Babasına da kızdım, kendi kızını bırakıp başka çocuklara babalık yaptığı için. İnsanlar zor koşullarda yapmak istemedikleri şeylere mecbur kalıyor, biliyorum. Ama film “bencillik” ve “özveri” konularının göründüğü kadar basit olmadığını düşündürdü bana. Yönetmenin annesiyle bu konuları konuşması büyük cesaret örneği bence, ben olsam yapabilir miydim bilmiyorum.

Türkçe altyazı sanki birden fazla çevirmenin elinden çıkmış gibiydi – yani, nedendir bilmiyorum, şimdiye kadar izlediğim hiçbir Kürtçe filmin altyazısını zevkle okuduğumu hatırlamıyorum. Zorluk şuradan çıkıyor sanırım; kültür farkı, dil farkından çok daha az. Keşke üslup konusunda biraz daha özenli davransa Türkçe-Kürtçe altyazı çevirmenleri.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s