Kış Uykusu

kis uykusuBu akşam Kış Uykusu’nu seyrettim. Takip etmesi kolay bir film değil; hem uzun, hem de birçok konuyu işlediği için iddialı bir film bence. İzleyicilere birçok soru sorduruyor, soruların çoğunun cevabı net değil. Kendimi biraz ahlak felsefesi seminerinde gibi hissettim.

Kahramanımızın adı Aydın; manidar bir biçimde Türk aydınını temsil ediyor. Filmin ilk yarısında rasyonellik konusundaki ısrarına ve saygınlık konusundaki zaafına tanık oluyoruz, ama kendimizi onunla özdeşleştirmemiz gerekmese de nefret de etmiyoruz ondan; özellikle saygınlık konusundaki hassasiyetinin insani bir durum olduğunu düşünebiliyouz. Filmin ikinci yarısında ise kızkardeşiyle giriştiği münakaşada olaylara onun bakış açısından bakabiliyoruz, ama sonra eşiyle yaşadığı tartışmada (özellikle müstehzi gülümsemesiyle!) nefretimizi açık ve net bir biçimde hak ediyor. İkinci yarının sonuna kadar filmde irdelenen asıl meselenin “iyilik” ve “kötülük” olduğunu düşünmüştüm ama sonradan “kibir” fikri ağır bastı – zaten o da ilişkili bir kavram.

Hem toplumsal sınıf hem de toplumsal cinsiyet açısından bir eleştiri yöneltiliyor. Aydın, övünmek için gençliğinin zor geçtiğini, çok çalışmak zorunda kaldığını söylüyor ama onca mülk sahibi, çoğunun da babasından kaldığını anlıyoruz. Hem Aydın hem de Necla, Nihal’i hiç kendi parasını kendisi kazanmadığı için eleştiriyor, ama nihayetinde onların hor gördüğü insanlara Nihal yaklaşmaya çalışıyor. Aydın, alt orta sınıfı küçümsediği gibi bir de kendisine hizmet edilmesini pek seviyor, insanları ayakta bekletiyor – tiyatro gibi bir sanat dalıyla uğraşan birinde çok itici duruyor bu. Eşine karşı tutumu da cinsiyetçi, ayrıca ona karşı yaklaşımı “iyilik” ve “anlayış” kisvesi altında küçümseme. Bilgelik, ahlak, erdem gibi kavramları kendisine çok yakıştıran, hatta bu sayede saygınlığın her türlüsünü toplamak için elinden geleni ardına koymayan erkeklerin bir de insan küçümsemek ve kadınları hor görmek gibi davranışları ortaya çıkınca iyice kanıma dokunuyor – bu açıdan haklı bir noktaya parmak basmış film.

Nuri Bilge Ceylan, bir röportajda şöyle diyor eleştirdiği Türk aydını tipi için:

“…başkaları hakkında epey gelişmiş sezgileri ve bilgileri olmasına rağmen, kendilerini tanımak konusunda şaşırtıcı derecede kara cahil oluşlarını, bıçak kemiğe dayandığında kendini kandırma yeteneklerinin son derece gelişmiş ve kıvrak olduğunu, yaptıkları hemen her şeyi bir takım erdemlerle süsleme eğilimlerini söyleyebilirim. Vicdan, ahlak gibi temel kavramları çok fazla kullanmaları ve bunu sürekli kendilerini temize çıkartmak için yapmaları.”

Bence böyle bir karakteri vücuda getirmede çok başarılı film. Filmin sonuna doğru, Suavi’nin evindeki akşam yemeğinde Suavi yalnızlık konusundaki kaygılarını dile getiriyor, Levent Öğretmen de küçükken kekeme olduğunu söyleyerek zayıf nokta sayılabilecek bir özelliğini paylaşıyor. Aydın’ın o ana kadar hiçbir endişesini, zaafını dile getirmediğini fark ediyoruz. Evde eşine “ahlak” ve “vicdan” konusunda nutuk çektikten sonra Levent Öğretmen’e de benzer laflar sarf ediyor. Kiracı kirayı birkaç ay ödemedi diye avukata veriyor, kiracıyla bu konuyu görüşmek bile istemiyor, ama eşinin başlattığı yardım kampanyasına “adını vermek istemeyen bir bağışçı” olarak yüklü bir miktarda yardımda bulunuyor. Bu kısım çok düşündürücü; maddi zorluklardan ötürü kirayı ödeyemeyen kiracının evine haciz gönderen biri, yardım kampanyasına katılınca iyilik yapmış sayılır mı? Bu soruyu felfese veya ilahiyat açısından sormak mümkün sanırım… Yani, kiracıyı tahliye kararı çıkartmasının sebebi de, eşinin gözünde saygınlığının artması için 100 liralık banknotlarla dolu zarfı masanın üstüne koymasının sebebi de egosu aslında.

Necla da abisi gibi biraz üstten baksa da etrafındakilere, onu daha şeffaf, daha dürüst buldum. Hamdi bence iyi düşünülmüş bir karakter; küfür, ayakkabı, el öptürme gibi ayrıntılar sayesinde karmaşık, derinlikli bir karakter olmuş. Bence iyi de oynuyordu Serhat Kılıç; Ayberk Pekcan da öyle. Hatta oynuyor gibi değillerdi, çok doğallardı. Haluk Bilginer ve Demet Akbağ zaten deneyimli oyuncular, bir tek Melisa Sözen’de biraz hayal kırıklığına uğradım, o gayet oynuyor gibiydi.

Nejat Işler’in oynadıgı Ismail karakteri ilginçti – sanki bir anlamda Aydın’ın zıttı gibiydi: rasyonellikten uzak, şiddete meyilli, eğitimsiz, işçi sınıfından. Ama onda da bir kibir vardi, Aydın gibi onun da kendine göre bir saygınlık takıntısı vardi, ve o da eşine kötü davranıyordu. Aydın’ın motorsikletli gezginle sohbet sahnesi keyifliydi – kendi mesleğini “oyunculuk” degil “tiyatroculuk” olarak düzeltiyor, daha prestijli oldugu icin; “ciddi” ve “kalın” bir kitap yazmakta olduğundan bahsediyor (halbuki o aşamada bir sayfaya tek bir nokta koymuş değil kitap için) ve gencin yaşam tarzını küçümsuyor, motokrosla otostopçuluğu aynı kefeye koyuyor.

Ben de üniversitede çalışıyorum, bir yandan araştırma yapmaya çabalıyorum; bu akademisyenlik mesleğinde de saygınlık tuzağına düşmek cok kolay; yaşım ilerledikce prestij kazanacağım diye gülünç hallere düşmek en korktuğum şey. Yani, ileride “ciddi” ve “kalın” kitaplar yazmış küstah bir akademisyen mi olmak istersin, yoksa mütevazı bir akademik kariyeri olan, ama insanlarla ilişkilerinde samimi bir insan mi olmak istersin deseler, ikincisini tercih ederim. Gerçi dönüşüm süreci bilinç düzeyinde hissedilmiyor korkarım – bir de, filmin de gösterdiği gibi, kibir insan doğasında var. Ben yine de bir arkadaşımın dediği gibi, neden çalıştığımı hep aklımda tutmaya çalışıyorum – her şeyden önce hayatımı idame ettirmek icin. Herkesin kendi mesleğini seçmesinin bir sebebi var, akademisyenler için de saygınlık önemli bir etken, ama bu boyutun belirli bir sınırın ötesine geçmemesini istiyorum. Saygınlık değil, para kazanmak için çalıştığını düşünmek maddiyatçılık gibi görünebilir (gerçi zengin olduğum filan da yok) ama bu, profesyonelliği besleyen, sağlıklı bir tutum.

Bir sürpriz etkisi amaçlanmış herhalde, ama filmin baş tarafında Necla’ya ağırlık verilip Nihal’in sonradan ön plana çıkması biraz kafamı karıştırdı. (Yaş farkından da dolayı, hangisi Aydın’ın eşi, anlamadım önce.) Filmin ikinci yarısında Hamdi’nin evinde olan öngörülebilir ve biraz beylik bir sahneydi, Nihal karakterinin öyle abartılı bir tepki vermesine gerek yoktu kanımca. Filmin en sonunda, Aydın’ın Nihal’e hitaben söylediği sözler ancak aşk filmlerinde sarf edilecek türdendi.

Onun dışında ahırdaki at sahnesini sevdim, sonra ölü köpek ve vurulan tavşan da kahramanımız Aydın’a etrafındakilerle ilişkilerini düzenlemesi için ipuçları veriyor sanırım. Bir keresinde kulağıma çalınmıştı, avcılıkta duran hayvan vurulmaz diye bir kural mı varmış, neymiş? Yani avcının kendisini vurabileceğini fark etmiş, koşmakta olan hayvanı vurmakmış maharet – bir de etik boyutu var sanırım. Bence at gibi tavşan da Nihal’i temsil ediyor; bir gün önce ağladığını fark etmesine rağmen üzerine gitmesi, bilgiçlik taslaması, onu iyice ezmesi duran tavşanı vurmasına benzer bir durum. Filmde anlamadığım sahneler/ayrıntılar var, ama henüz çok eleştiri yazısı çıkmamış, sabırsızlıkla bekliyorum.

Bir de, filmin sonunda oyuncuların ve katkıda bulunanların adları ekranda kayarken, senaryoda Anton Çehov’un hikâyelerinden esinlenildiği yazıyordu. Hangileri olduğunu bulup okumak istiyorum 🙂

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Kış Uykusu

  1. ozum arzik dedi ki:

    Cehov’un üç kız kardeş, vanya dayı, vişne bahçesi ve martı adlı oyunlarındaki atmosfer mevcut filmde. Ki daha da vardır ama benim bildiklerim bunlar. Bunlara bakabilirsin istersen Duygu’cum.

    Hamdi’nin evinde olanlara Nihal’in tepkisini orada yananan şeyin para değil kendi iktidarı olması olarak yorumladım. Ne güzel o paraları verip kendini, vicdanını aklayacaktı. Nejat İşler’in karakteri bir anda iki paralık etti kadının iktidarını kanımca. Eline sağlık, sevgiler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s