Lillian ve Parkta Güzel Bir Gün

Northstar_poster

Lillian Hellman’ın yazdığı bir oyunun afişi

Geçen haftasonu iki tiyatro oyunu seyrettim. Birincisi Lillian, Şehir Tiyatroları’nda – William Luce yazmış, Aliye Uzunatağan oynuyordu. Oyunda hayatı konu edilen Lillian Hellman adlı yazarı tanımıyordum daha önce, zaten kariyerinden ziyade çocukluğu, ailesi, siyasi görüşleri nedeniyle gördüğü baskı ve hayat arkadaşı Dashiell Hammet’la ilişkisi anlatılıyor. Yönetmen Orhan Alkaya Hellman için “Biraz Pınar Selek, biraz Karin Karakaşlı, biraz da Adalet Ağaoğlu” demiş bir söyleşide.

Aliye Uzunatağan ne kadar zarif bir insan! Karakteri layığıyla canlandırdığına, hem de başka karakterlerin taklitlerini yaparak oyuna renk kattığına şüphe yok; ama halini hareketini çok zarif buldum, hem de aşırı feminenliğe kaçmadan beceriyor bu işi. Hellman New Orleans’ta doğmuş, o yüzden fon müziği olarak caz parçaları kullanılmıştı, onu da sevdim.

Diğer oyun da Parkta Güzel Bir Gün; yazarı Kieran Lynn; Mert Fırat, Didem Balçın ve Volkan Yosunlu oynuyordu. Özgün adı An Incident At the Border’mış; sanırım yazar İskoç. Bu oyuna gitme fikri Moda Sahnesi’ni çok seven siyaset bilimci arkadaşımdan çıkmıştı; İskoçya’daki bağımsızlık hareketine gönderme yapıldığını söylemişti kendisi, internette okumuş. (Ama oyun komedi.) Ben de bu sezon bu metnin seçilmesinde belki Suriye’deki iç savaş ve sonrasında yaşanan mülteci krizi etkili olmuştur diye düşündüm. Genel olarak “sınır” kavramı  irdeleniyordu. Mert Fırat harikaydı, bıyık bırakmış, bir de şiveli konuşuyordu. Didem Balçın da bol bol bağırıp küfrediyordu; renkli bir oyundu 🙂

Bu iki oyunun da çevirisi çok iyiydi, özellikle de Lillian’ın. Seçkin Selvi çevirmiş; en sevdiğim kısım “tanıdığım kızların çoğu sade suya tirit.” Bu sözü daha önce duymamışım, bu vesileyle dağarcığıma katmış oldum 🙂

vişne bahçesi gif

Önümüzdeki hafta Vişne Bahçesi’ne gideceğim. Evde Çehov’un Büyük Oyunlar’ı vardı, Vişne Bahçesi’ni okumaya başladım ama tiyatro metinlerinin takip edilmesi zor, bir de çevirmenin üslup tercihleri okur olarak pek bana hitap etmedi: öz Türkçe sözcükler kullanmış ve sanki bazı ifadeler kaynak odaklı stratejilerle çevrilmiş gibi duruyor. Metni okurken tam da Venuti’nin karşı çıktığı akıcılık rejimini dayatıyorum herhalde, diye düşündüm. Ama belki de tiyatro metinlerinde yerlileştirme konusunda biraz daha esneklik tanıyabiliriz. Bakalım Engin Alkan hangi metni kullanmış… Sanki küçük uyarlamalar yapmıştır gibime geliyor.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s