Deliduman

UnknownDeliduman’ı okudum, keyifle… Okuduğum ilk Emrah Serbes romanıydı; yazarın bu kadar hayranı olmasının varmış bir hikmeti… Olay örgüsü çok iyi tasarlanmış, romanın başında ortaya atılan birçok ayrıntı sonda bir çözüme kavuşuyor. Örneğin, Çağlar sabahları çığlık çığlığa ötüp kendisini uyandıran martıları sevmiyor, kitabın son sahnesi bir martıyla bitiyor. En yakın arkadaşı lakabı Mikrop olan Cengiz, onun hikâyesini sonradan öğreniyoruz, yani titizliğinin nedenini… Cengiz’in en sonda aldığı kararı pek anlamadım ama romana “iyi son”u veren de biraz bu aslında.

Romanın üslubu çok güzel, argo ve küfürler biraz bol kepçe, ama genç karakterin halet-i ruhiyesini iyi yansıtıyor. Metnin son üçte birini daha bir hızlı okudum; hem heyecan faktörü arttı, hem de kitabın havasına iyice girdim sanırım.

Kitabın ilk sayfalarından itibaren pek aklıma yatmayan Çağlar’ın kız kardeşi Çiğdem’le olan ilişkisiydi. Yani, biraz abartılı buldum, benim gözlemlediğim abi-kardeş ilişkilerine benzemiyordu. Şunun gibi:

“[K]ız kardeşimin ellerinden tuttum, sıcak gözyaşlarını öptüm yavaşça” (105).

“Kız kardeşimin ağlaması kesilince ben de hemen büyük bir ümide kapıldım. Sarıldık, saçlarının kokusunu çektim içime, tuttum o kokuyu içimde tutabildiğim kadar” (112).

Kitabın sonunda bu durumu açıklığa kavuşturacak bir diyalog geçiyor, ama yine de çok iyi oturtamadım ben. Bir de Çağlar gibi küfrü ağzından eksik etmeyen, ehliyetsiz araba kullanan, sık sık kavga eden, sosyal medyaya bağımlı olan biri için bu kadar kültürel sermayeyi biraz fazla buldum. Roman okusun tabii de, Turizm Meslek Lisesi’ne giden 17 yaşında bir genç her canı bir şey okumak istediğinde Madam Bovary’yi, Karamazov Kardeşler’i mi alır eline? Kızdığı kişileri Rus klasiklerinin karakterlerine mi benzetir? Nihilizmden, monarşiden, Karl Marks’tan, agnostisizmden söz ediyor… Yine, benim gözlemlerime biraz ters düşüyor.

Kitabın 35. sayfasında Çağlar rüyasında babasını gördüğünü yazıyor. Sonra uzuun bir sure babadan hiç bahsedilmiyor, sonunda çıkıyor ortaya. 97. sayfada Çağlar’ın pek de güvenilir bir anlatıcı olmadığını öğrendik, burası bir dönüm noktasıydı bence. Yani yalan söylüyor değil de, olaylara, kişilere karşı bakış açısını herkes paylaşmıyor diyelim.

Betimlemeler güzeldi… Mesela:

“Güneşli bir gündü, apartmanların gölgesi sokağın yarısına dek vurmuştu. Sokağın gölgeli kısmında, ihtiyar bir kadın, demir çöp konteynırının kenarındaki tutamak yerine dizleriyle çıkmış, elindeki çengelle çöpü karıştırıyordu. Kâğıt toplayanlarınkine benzeyen, kenarları çuvallarla çevrilmiş derme çatma bir arabası vardı. Çöpün içinden mavi bir plastik top çıkardı yarı patlak. Arabasına götürdü, çöplerin içinde oturan çocuğa verdi. Sonra konteynırı karıştırmak için geri döndü. Çocuk o kadar ufaktı ki topu elinde tutamayıp düşürdü, yanındaki çöpleri sağa sola eşeleyerek aramaya başladı. Annemle banyo kapısında yaptığım tartışmayı ve eski kız arkadaşımın yeni erkek arkadaşıyla meydanın orta yerinde öpüştüğünü anımsadım. Bizim klozete kustuğum da geldi sonra aklıma” (188).

Şurayı da sevdim:

“Arkamdan bir kedi geçti, çatının kedisiydi galiba, döndüm, ‘pisi pisi,’ dedim, gelmedi, tip tip baktı. İşte bunlar üst düzeyde yalnızlıklardır” (307).

11 ayda yazmış bu romanı Emrah Serbes, bravo!

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s