Harita Metod Defteri

Duygularını, düşüncelerini bu kadar sarih bir biçimde ifade edebilen insanlara imreniyorum. Yani genel olarak iç dünyalarını bir hünerle dışsallaştırabilen sanatçılara hayranım: ressamlar, heykeltıraşlar, koreograflar, müzisyenler vb. İngilizcede “creative outlet” denen şeye sahipler çünkü; yani bir arınma, “yük hafifletme” aracı olarak yaratıcılık. Ama iş yazarlara gelince bir başka, çünkü duygularını iyi yazabilmek en başta onları iyi tahlil edebilmenin bir göstergesi. Yani, bir insan her aklından geçeni böyle sular seller gibi kağıda dökebiliyorsa herhalde içinde hiçbir şey biriktirmiyordur diye düşünüyorum. Gerçi Murathan Mungan kitabın giriş bölümünde bazı anılarını yazmaya ancak şimdi kendisini hazır hissettiğini söylüyor, ama ben her halükarda dünyayla barışık, huzurlu bir insan addediyorum onu. 113. sayfada yazdığı gibi ifade edilemeyen duygular, tabii özellikle olumsuz olanları, huzursuzluk veriyor.

Kitapta Murathan Mungan, çocukluğundan itibaren anılarını anlatıyor. Mardin, Ankara, Istanbul… Sanırım kabaca yıllara göre gidiyoruz. Kitabın “Niyet” başlıklı giriş bölümü en başta çok etkilemişti beni, dürüst ve özdüşünümsel buldum burada yazdıklarını. Şimdi 115. sayfadayım ve duygu yükü ağır olan anılar birbiri ardına sıralanıyor gibi hissediyorum ama en başta bunun da muhasebesini (bence sağlıklı bir biçimde) yaptığı için yazar, samimiyetini sorgulamıyorum.

Anılar bir yana, anlatımı da çok güzel; başkalarına sıradan gelebilecek olayları bile nasıl birer edebi anlatıya çevirmeyi başarıyor adam… Sonrası için değil, o an keyif almak için okuyor olmak istiyorum kitapları, dolayısıyla cümlelerin altını çizmek konusunda kendimi tutmaya çalışıyorum, ama yine çizdim tabii bir şeyler. Mesela babaannesini tarif ettiği yer:

“[O]nun boğuk, buğulu sesini, hep ağırbaşlı bir kederle bakan yüzünü, ağaç yaprakları gibi ışılayan gözlerini hatırlıyorum.” (71)

Mesela babasının kendisi için söylediklerini anlattığı yer:

“’Muro’nun bâşı üzerine yemin ederim ki…’

Babam böyle derdi, yemin ederken, söz verirken, önemli bir konuda birilerini inandırmak isterken benim ‘başım üzerine’ yemin ederdi. Bunu duyduğum zamanlar kendime ve başıma derin bir kıymet biçer, adeta hayatımın sonuna yetecek kadar güçlü bir özgüven kazandığım duygusuna kapılırdım. ‘Başım’ üzerine değil de ‘bâşım’ üzerine edilen bu yemin, a’nın üzerindeki bu uzatma işareti hayatımın sonuna kadar uzayıp gidecek, bütün ömrüme yetecekti sanki. Başımın üzerinde hep beni kollayan bir elin ışıklı gölgesi olacaktı” (97).

2016-01-06 02.19.26Annesi ve babası tarafından çok sevilmiş belli ki, kendisi de onları çok sevmiş. Bir metnin sonunda “bu metin ruhuna gitsin anne” (53) diyor, ne şanslı kadınmış.

Şurayı da etkileyici buldum:

“Hep insanların kendisine acımasını istedi annem; galiba sevgilerinden de, saygılarından da çok bunu istedi. Varlığını en çok böyle hissediyordu sanırım; melodrama yatkın çocuk yüreğim, o zamanlar hep annemin yanındaydı. Onun en iyi seyircisi, duygularının en iyi alkışçısıydım” (29).

Kitabı kitap fuarından almıştım; bir arkadaşım kendisi için almamı rica etmişti, adı ve arka kapak yazısı hoşuma gitti, kendime de aldım. İyi ki almışım. 414 sayfa kitap ama çok rahat okunuyor – gerçi çok parçalı olmasının etkisi de var, her bir parça bittiğinde bir miktar boşluk kalıyor sayfa sonunda. Çok güzel bir kış tatili kitabı bence.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s