Kayıp Hayaller Kitabı

20160828_112442.jpgŞimdi Hasan Ali Toptaş’ın Kayıp Hayaller Kitabı’nı okuyorum ve çok beğeniyorum. İçinde Hasan adında bir çocuk var, yazarın İç Ege’deki memleketine yakın bir yerlerde geçiyor, yine varoluşculuk teması işleniyor ama bu sefer reenkarnasyon da var!

“Dede, yaralı bir süvari gibi cepheden cepheye koşan sesinin önüne geçemiyordu artık; onun gerisinde bir yerde, avucundaki patlamış mısırlarla birlikte kalakalmıştı… Şimdi, can kulağıyla kendi anlattıklarını dinliyordu sanki, şaşkındı biraz, yorgundu ve yavaş yavaş geleceğe doğru yol alan tarihin, kendisini bir köprü olarak kullandığının farkında değildi. Aslında içinden bambaşka şeyler geçiyormuş da, o, onları bir kenara itip laf olsun diye daha değişik şeyler anlatıyormuş gibiydi. Belki de bu ikilem yüzünden susuyordu kimi zaman, birbirini doğurmaktan bitkin düşmüş hikâyelerin en ateşli yerinde durup buğulu gözlerle uzun uzun susuyor, ardından da bunca yıl sonra cepheden, az önce anlattıklarını değiştirecek yeni bir haber beklercesine arada bir kapıya doğru şöyle bir göz kırpıyordu” (56).

Bir parça daha (bugün yazasım var; yapmam gereken zahmetli işleri ertelemek için):

“Gelgelelim, tuhaf bir huyu vardı bu köpeğin; Kevser ne zaman aklına esip de bizim tavuk kümesine benzeyen evimize doğru yürüse, sürüden ayrılıp sessiz sedasız uzağa çekiliyor, bir zaman ortalığı gücenik bakışlarla süzdükten sonra kuyruğunu kısıp arka ayaklarının üstüne çöküyor ve çenesini havaya dikerek, Kevser’i yolundan döndürmek istercesine uzun uzun uluyordu. […] Bunu bedeninin hemen her noktasını harekete geçirerek öyle dokunaklı bir ifadeyle yapıyordu ki, o sırada avlu kapımızın önünden gelip geçen kasabalılar ister istemez ürperip duraksamak zorunda kalıyorlardı sanki ve ben bunu çoğu kez başımı kaldırıp kitaptan görüyordum. Hatta elimdeki kitapla birlikte pencereye büsbütün yaklaşıp ben, duraksayan kasabalıların bir türlü cesaret edip de köpeğin suratına bakamadıklarını, nedense bunun yerine ısrarla birbirlerine baktıklarını, orada dikilip durdukları halde havadan sudan söz açarak bu yolla kendilerini birazcık da olsa uzağa çektiklerini, ola ki içlerinde acı su tadıyla çalkalanmaya başlayan kederi örtmek için bir süre gülüştüklerini, sonra da un ufak dağılıveren bu gülüşleri döke saça yürüyüp gittiklerini de görüyordum” (71-72).

Kitabın başında evin içindeki kap kacağı, bohçaları, hatta altınları bile bahçeye saçıp kayıplara karışan kadın nereye bağlanacak çok merak ediyorum.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s