Peruk Gibi Hüzünlü

Peruk Gibi Hüzünlü’yü bir öğrencimin tavsiyesiyle okudum, verirken de “en güzel eseri bu değil” demişti gerçi ama Sait Faik Hikâye Armağanı’nı almış olmasına güvenmiştim. Öğrencimin hatırına bitirdim.

Öykülerdeki kahramanların çoğu ya genç ya da çocuk, dolayısıyla dünyaya bakışlarında bir naiflik var ama bu anlatı stratejisi, insanlarla dalga geçmek konusunda dokunulmazlık vermiyor yazara. Kadınları tasvir ederken mizah unsuru olarak ön plana çıkardığı özellikler pek “halden anlar” cinsten değil. Örneğin, “Son gelenler, Suna ve gelinlik yaşa gelmiş, annesi tarafından ‘hafif saf’, komşular tarafından ‘süzme salak ayol’ şeklinde tanımlanan kızı Narin oldu” (18). Bu örneği aldığım “Altın Günü” adlı öyküyü bayağı misojinist buldum. Bir örnek daha: “Meslek lisesinden mezundu ve iki yıl önce başından tatsız bir nişanlılık hikâyesi geçmişti. Biraz önce onu, holdeki aynanın karşısında yanaklarını çimdikleyerek kızartmaya çalışırken yakalamış ve dalga geçtiğim için kafama bir terlik yemiştim” (47). Yanağı kızartmak için çimdiklemek numarasını en son 80’lerin Türk filmlerinde gördük herhalde… LGBT bireylerden söz ediş şekli de hoşuma gitmedi, örneğin “Lezbiyen olduğuna iyice kanaat getirince kocasından boşanmış” (44). “Üç Adamlı Zaman” başlıklı metin, karakterlerden birinin deyimiyle tam bir “esaslı klişe”ler silsilesi. Bazı konular ancak incelikli bir biçimde işlenecekse öykü malzemesi yapılabilir, bence sekiz sayfalık, basmakalıp fikirlerle dolu bir öykü böyle bir deneyim için doğru yer değil.

Kitapta beni rahatsız eden bir diğer özellik, bazı ifadelerin Batı dillerine öykünme gibi durması:

“Burnumu sürekli karıştırdığımın ben de farkındayım ama nedeni hakkında en ufak bir fikrim yok. Tek bildiğim parmağımı burnuma sokmaktan çok zevk aldığım” (17).

“Evet, kararımı vermiştim, hediyemi kapıdan verip Alp’i utanç içinde bırakacak, şaşkın ve etkilenmiş bakışlar eşliğinde, mağrur bir şekilde oradan ayrılacaktım” (25).

“Ne zamandır yemediğimdendi belki ama o köfteler için rahatlıkla birini öldürebilirdim” (85).

“Muhayyel baktı ses-seda, gelen-giden yok, güne başlamaya karar verdi” (102).

“Yetmişini birkaç yıl var ki geride bırakan Madam Marini, önce neredeyse tüm arkadaşları, sonra da küçük oğlu Atina’ya yerleşince bu koca şehirde yapayalnız kalmıştı” (104).

Bazı cümleler dilbilgisel açıdan soru olmalarına rağmen karşılığında cevap beklenmeyen, retorik sorular oldukları için sonlarına soru işareti konmamış. Umarım daha sonra yayınladığı öykü seçkilerinde biraz daha dikkat etmiştir bu noktalara yazar.

En çok ilk öykü olan “Muzaffer ve Muz”u, bir de en sondaki “Muhayyel’in Aradığı” ve “Madam Marini’nin Tamamlanmış Bir Resmi”ni sevdim; bunlar özellikle en başa ve en sona konmuş herhalde, iyi bir ilk izlenim ve sonra damakta hoş bir tat bıraksın diye.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s