Aşiq û Maşûq: Ermenice Kaynaklardan Kürt-Ermeni Aşk Masalları

20171002_175646Bu kitabı Aras’la Istos’un ortak düzenlediği panayırdan almıştım, (“kitap panayırı” ne kadar da hoş bir ifade, “kitap fuar”ından sonra) Bloemfontein’e gelirken de yanımda getirdim. Geçen haftalarda bir arkadaşımın bu kitapla ilgili yazdığı makaleyi okudum, kitabı da okumanın tam sırası, dedim.

Kitabın içinde üç tane halk masalı var; ikisi kısa, biri uzun. Burada çeviri sürecinin nasıl da çok katmanlı olduğunu arkadaşımın makalesi yayınlanınca okursunuz (henüz hakem aşamasında olduğu için ipucu vermiyorum, ama yayınlandığında paylaşacağım.) İlk metin olan Sare Sipane veya Siyamanto ile Xıçezare’yi okuyunca Yaşar Kemal’in öykü seçkilerinden(?) birinde okuduğum bir metni hatırladım, ama kitaplarım yanımda olmadığı için şimdi açıp bakamıyorum hangisiydi diye. Zelzele sonrası yerde bulunan yumurta büyüklüğünde değerli taşlar, rüyada duyulan evliya sesleri, gökyüzünde görülen kuyrukluyıldızlar ve konuşan bilge balıklarla masalsı havasını çok sevdim metinlerin. Zeynep Özatalay’ın çizimleri de bu havayı çok güzel tamamlıyor.

Sevdiğim bir bölümü paylaşıyorum: fakir köylüye süt, yoğurt, peynir temin eden Dersimli çoban Pot’un, merhametli kızı Sedev’le arasında bir diyalog bu:

 

“Sedev daha da vicdanlıydı. Bir gün babasına, ‘Baba, senden bir şey isteyeceğim,’ dedi.

‘Söyle Sedev,’ dedi Pot. ‘Seni ne kadar sevdiğimi bilirsin.’

‘Baba,’ dedi ‘Köylüler süt, yoğurt götürmeye geldiğinde, kabı arkalarında tutuyor, istemeye utanıyorlar. Bu büyük günah. Yaptığın hayır da Tanrı nezdinde boşa gidiyor. Bu yüzden sütler kesiliyor, ekşiyor.’

‘Evladım,’ dedi Pot. ‘Sürünün sahibi sensin, nasıl istersen öyle yap.’

Ve bakın Sedev ne yaptı. Yedi haneye yedi yüz koyun verdi.”

 

Bu masallar Anadolu’nun bağrından çıktığı için dil çok “Anadolulu” tabii: “Gözümün nuru”, “canıgönülden”, “cıbıl”, “herif”, “getirmişim/örmüşüm”, “geberesice”, “Allah ırak etsin”, “anadan üryan” gibi sözcükler, ifadelerle dolu… ama yine de “bu kullanım Ermenicenin deyiş özelliklerini mi yansıtıyor acaba?” dediğim çok yer oldu. Mesela Sedev, çoban köpekleri Borde ve Baraz’ı “Ha Borde! Ha Baraz!” diyerek çağırıyor, bu kullanımın Ermenice olduğunu ümit ediyorum. Ya da “ömrün daim olsun” ifadesi; kesinlikle sakil durmamakla birlikte Türkçede, kendimi yoklayınca aslında tam olarak aynısını pek de duymadığımı fark ettim. Çeviri bir metnin sözcüklerinin arasında bir başka dili görebilmek/duyabilmek güzel…

Böyle bir metin okumak, çeviriyle ilişkilendirdiğimiz dil ve kültür farkı varsayımını yeniden düşündürdü bana. (Belki de ben genellikle İngilizceden Türkçeye çeviri yaptığım için “büyük dil farkı” ve “büyük kültür farkı” görmeye alışmışım, öyle koşullandırmışım kendimi.) Burada kaynak metinlerle erek metin arasında dil farkı var, evet (hatta Ermeniceyle Kürtçe ve öte yandan Türkçe farklı dil ailelerine ait) ama kültür farkı o kadar da yok, çünkü masallar Anadolu’da geçiyor. Çevirmen için çetrefilli bir durum, bu az olan (ama yine de olan) kültür farkının ne kadarını yansıtacak dile? Metni daha az ve daha çok yerlileştirmek veya yabancılaştırmak mümkün, ama ince bir çizgi bu… Mesela “Tanrı’nın selamı üstünde olsun” (101) cümlesini okuyunca bunun aslında “Selamun aleyküm / Aleyküm selam” ifadelerinin Türkçesi (ya da daha az Müslüman versiyonu) olduğunu düşündüm. (Metinde hem Tanrı hem de Allah sözcüğü geçiyor sık sık.) Ben olsam öyle çevirirdim, demeyeceğim tabii, ama anadili Türkçe olan Anadolulu biri için, bir başka Anadolulunun, bir başka Anadoluluya “Tanrı’nın selamı üstünde olsun” demesi, ne bileyim, şöyle bir durduruyor insanı. Ermenicede tam bu kalıba uyan bir kalıp var da bu onun çevirisi mi acaba? Eskiden Dersim’in dağlarında karşılaşan Ermeni çobanlar birbirlerini nasıl selamlıyorlarmış, bir fikrim yok tabii.  Kitabın adı da bir yabancılaştırma örneği.

Şurada da çeviriyi düşündüm: “Bu yaşımda odun sırtlar, götürür satar, onları beslerim. Hâlâ sırtımdan geçinirler” (95). Bu “sırtından geçinmek” deyimi “odun sırtlama”lı cümleden sonra cuk oturmuş, Ermenicede “sırt” sözcüğünü içeren bir deyim var mı acaba böyle? Bu paralel ifadeleri hangi çevirmene/yazara borçluyuz bilmiyorum ama süreçteki son editör/çevirmen olan Sarkis Seropyan geliyor akla ilk aşamada.

Reklamlar
Bu yazı Türkçe içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s